Hikayemiz ana karakterimiz Mila’nın görevli olduğu kütüphanenin kitaplarının askerler tarafından toplanmasıyla başlar. Mila ne kadar öğrenmeye çalışsa da kitapların neden toplatıldığını öğrenemez ve askerlerin ağzından laf alamaz. Çok geçmeden askerlerin üstünü kapatmaya çalıştığı şeyi kendi keşfeder: Mavella isimli bu küçük köye bir Pegasus gelmiş ve büyük bir tedirginliğe neden olmuştur.
Mila tesadüfen varlığını fark ettiği bu pegasusla kısa sürede bir bağ kurar, öyle ki daha birkaç gün önce hayatına giren bu büyüleyici varlığın yokluğunun düşüncesi bile onu boşluğa sürükler. Ancak bu mutluluğu kısa sürer çünkü köyü Mavella, bir feniks tarafından yakıp yıkılır.
Köyünün yakılmasının ardından Mila’nın dostu olan Pegasus onu apar topar kendine ait bir diyara kaçırır, Volante’ye. Feniksin de ait olduğu bu dünya Mila’ya tamamen yabancıdır ama gidecek başka bir yeri yoktur ve feniksin binicisini bularak yok olmuş evinin intikamını almak istemektedir. Dolayısıyla oraya uyum sağlamaya ve hakkında hiçbir şey bilmediği Volante evreni hakkında her şeyi öğrenmeye çalışır.
Uzun bir süreçte okuduğum bir kitaptı görebildiğiniz üzere. Bunun bir nedeni arkadaşlarımla beraber okumam, diğer nedeni de biraz kitapla alakalı. Kitabı genel olarak sevdiğimi belirtmek istiyorum her şeyden önce. Okurken bazı notlar aldım, şimdi sırasıyla artılarından ve eksiklerinden bahsetmek istiyorum.
Hoşuma Giden Noktalar:
İlk olarak Pegasus teması bence gayet özgün. Aylar önce biri benden unicorn temalı kitap önermemi istemişti (hâlâ o kişiye kitap öneremediğim için dertli olduğum belli oluyor mu) ve o kişi sorana kadar atlar üzerine yazılmış bir fantastik kurgu okumadığımı fark etmemiştim. Hatta bu temaya sahip kitap da duymadım??? (İlkokuldayken okuduğum Tekboynuz Vadisi alınma cnm). Dolayısıyla