“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25 `open your eyes` (abre los ojos)(1997) aç gözünü yakışıklı, zengin ve başarılı bir adamın hayatı bir kazadan sonra parçalanır.
Johnny
The only thing in my head is five grams of coke, fly away alone To the edge of oblivion I have thoughts in my head, when will all this end Whenever I'm not alone, because a white eel will fly in The only thing in my head is five grams of coke, fly away alone To the edge of oblivion I have thoughts in my head, when will all this end Whenever I'm not alone, because a white eel will fly in I have a damn descent, I don't catch stars, I lie like a log I don't believe what's going on I cluck like a hungry hen I'm like a werewolf to the moon My head's empty like a street In front of your dorm, I melt like a bar Which is lying on the counter Going down is when you don't pull Brother, my face is getting fucked up My head's a brothel just like on TV I am not surprised by such a state Lack of goods, in my mind I get high Whenever I'll make it or not I will sell everything from my crib I'm actually fucked up already However, everything is sold already I’m only struggling with the debts Nose like Tabaluga Second day without snorting Where is the snake? White chemistry Descending is so damn exhausting
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"en büyük iletişim problemimiz; anlamak için dinlemiyoruz, cevap vermek için dinliyoruz." — umberto eco Yönetmenlerin edebiyatı 2 Stanley Kubrick – Tanrıyı aradı, bulamadı; ama insan aklını parçaladı. 2001: A Space Odyssey, A Clockwork Orange, The Shining. Quentin Tarantino – Kanı müzikle karıştırır, diyalogları silah gibi. Pulp Fiction, Kill Bill, Inglourious Basterds. Christopher Nolan – Zamanı cebinde taşır, bilinci kurguda katlar. Memento, Inception, Interstellar. Paul Thomas Anderson – Amerikan toplumunu psikolojik haritasıyla çizer. Boogie Nights, Magnolia, There Will Be Blood. Guillermo del Toro – Canavarlarda insan, insanlarda canavar arar. Pan’s Labyrinth, The Shape of Water, Crimson Peak. Ruben Östlund – Modern insanın kibri ve çelişkilerini keskin mizahla gösterir. Force Majeure, The Square, Triangle of Sadness. Taika Waititi – Trajediyi mizahla, absürtlüğü duyguyla dengeler. Jojo Rabbit, Hunt for the Wilderpeople, Thor: Ragnarok. Jordan Peele – Korkuyu politik bir aynaya dönüştürür. Get Out, Us, Nope. Robert Eggers – Tarihi korkuyu gerçekçi bir dille işler, zamanı koklar. The Witch, The Lighthouse, The Northman. Jim Jarmusch – Cool ve sakin; sıradan hayatları şiirle çeker. Dead Man, Coffee and Cigarettes, Only Lovers Left Alive. Werner Herzog – İnsan deliliğini ve doğanın acımasızlığını filmleştirir. Aguirre, Fitzcarraldo, Grizzly Man. Jean-Luc Godard – Sinemayı kırar, parçalarını yeniden inşa eder. Breathless, Pierrot le Fou, Weekend. Ingmar Bergman – Tanrı, ölüm ve yalnızlığı sahneler. The Seventh Seal, Persona, Fanny and Alexander. Agnes Varda – Sıradanlıkta şiir bulur, kadın bakışıyla sinemayı yeniden yaratır. Cléo from 5 to 7, Vagabond, Faces Places. Nadine Labaki – Ortadoğu’yu, kadın ve çocuk gözüyle anlatır. Caramel, Where Do We Go Now?,
Metapolialektik: Mutlak Hiçlik'ten Mutlak sonsuza Yolculuk
Metapolialektik: Mutlak Hiçlik'ten Mutlak sonsuza Bir Yolculuk Cevat ORHAN Giriş: Parçalı Bilinçten Bütünsel Anlayış ​Bu felsefe, modern çağın parçalı düşüncesine bir cevap olarak, uzun ve derin bir felsefi tekamül sürecinin ürünüdür. Geleneksel yaklaşımların ötesine geçerek, bilimi, maneviyatı ve bilinci bir araya getiren yeni bir yol sunar. Metapolialektik yaklaşımı, varoluşu tekillikten çoğulluğa, ardından tekrar çoğulluktan tekilliğe uzanan dinamik bir döngü ve nihayetinde mutlak sonsuza giden bir süreç olarak açıklar. Bu tekamül sürecinde yaşanan bir paradigma değişimi ve sıçramanın sonucudur; varoluşun en temel sırlarını açığa çıkarmak üzere, döngüsel bir yolculuğun rehberidir. Bu makale, görünenin (zahir) ardındaki görünmeyeni (batın) anlamaya çalışan bütünsel bir arayışın temel prensiplerini açıklamaktadır. ​Evren, çizgisel bir hikayeden ibaret değildir. Başlangıcı ve sonu olan bir olaylar zinciri değil, her şeyin birbiriyle ilintili olduğu, "Tesadüf değil, tevafuk" ilkesiyle işleyen helezonik bir akıştır. Bu felsefe, monolektik (tekil düşünce) ve diyalektik (ikilikli düşünce) yapıların ötesine geçerek, polialektik ve nihayetinde Metapolialektik bir bakış açısı sunar. 1. Kaynak ve Nihai Gerçeklik Felsefenin merkezinde, varoluşun kaynağı ve nihai hedefi yer alır. Bu felsefede, Mutlak Hiçlik ve Mutlak sonsuz, aynı gerçeğin iki farklı kozmik halini temsil eder. Mutlak Hiçlik, her şeyin başladığı kaynak'tır. Kuantum fiziğindeki bir dalga fonksiyonu gibi, gözlemlenmeden önce tüm olasılıkları eş zamanlı olarak içinde barındıran saf bir potansiyel okyanusudur. Burası, henüz hiçbir şeyin tezahür etmediği, kaosun düzenle iç içe geçtiği, şekilsiz (amorf) ve düzlemsel olmayan yapının var olduğu bir fenomendir. Bu, yaratılışın "hiç"ten "bir şeye" dönüşmeden önceki
gizli örgütleri konu alan film tavsiyeleri da vinci şifresi (the da vinci code, 2006) robert langdon (tom hanks), paris'te louvre müzesi'nde işlenen bir cinayeti araştırırken, tarihin en büyük gizemlerinden biri olan gizli bir tarikatın sırlarını keşfeder. ron howard yönetmenliğinde, tarihi eserler, semboller ve gizemli şifreler üzerinden ilerleyen sürükleyici bir gerilim sunar. angels & demons(melekler ve şeytanlar, 2009) robert langdon (tom hanks), vatikan'da illuminati'nin papa'ya karşı düzenlediği komployu çözmek zorundadır. ron howard yönetmenliğinde, hızlı tempolu sahneler, tarihi mekanlar ve simge çözme aksiyonları ön plana çıkar. the bourne identity (kimliksiz bourne, 2002) jason bourne (matt damon), hafızasını kaybetmiş bir ajan olarak, kendisini kontrol eden gizli cia programının sırlarını keşfeder. doug liman yönetmenliğinde, aksiyon ve gerilimi modern şehir manzaralarıyla harmanlayan bir casus hikayesi. mission: impossible – fallout (görevimiz tehlike – düşüş, 2018) ethan hunt (tom cruise), imf ekibiyle dünya çapında bir terörist örgütün eline geçen nükleer silahları durdurmak zorundadır. christopher mcquarrie yönetiminde, yüksek tempolu aksiyon sahneleri ve uluslararası casusluk teması öne çıkar. the departed (köstebek, 2006) billy costigan (leonardo dicaprio), boston mafyasına sızdırılan gizli bir polis ajanıdır. martin scorsese yönetmenliğinde, suç örgütleri ve polis içindeki çift taraflı ajanlık teması çarpıcı şekilde işlenir. eyes wide shut (geniş gözler kapalı, 1999) dr. bill harford (tom cruise), new york'ta gizli bir elit tarikatın ritüellerini keşfeder. stanley kubrick yönetiminde, cinsellik ve gizemle harmanlanmış bir atmosfer yaratılır. national treasure (ulusal hazine, 2004) benjamin franklin gates (nicolas cage), amerika tarihine dair
Mutlak Sonsuzluğun Akışı
Mutlak Sonsuzluğun Akışı: Frekans, Titreşim ve Hiçliğin Metapolialektik Felsefesi Cevat ORHAN Giriş Bu felsefe, geleneksel yaklaşımları aşan metadiyalektik ve polisentez kavramlarına dayanır. Metadiyalektik, bir sürecin, sistemin ve çerçevenin kendisini sürekli dönüştürdüğü temel işleyiş mekanizmasıdır. Bu süreç doğrusal bir döngüden çok, kendi üzerine tekrar eden ve her döngüde daha yüksek bir noktaya evrilen helezonik bir yapıda ilerler. Polisentez ise bu sürecin sonucunda ortaya çıkan çok yönlü çıktıdır; tekil bir sentez yerine sayısız potansiyel ve yeni oluşumun ortaya çıkmasıdır. Kısacası, metadiyalektik altyapısal bir süreçken, polisentez bu sürecin çok yönlü çıktısıdır. Metapolialektik Felsefe ise hem süreci hem de sonucu içeren bu bütünsel yaklaşımın adıdır. En yüce bilginin makamlar veya fiziksel gerçeklikler değil, Mutlak Sonsuz, Mutlak Güç ve Kadiri Mutlak'ın tecellisi olan evrenin ve bilincin ta kendisi olduğunu ortaya koyar. Hiçlik ve Sonsuzluğun Paradoksu Algı dünyamızın sınırları içinde, sonsuzluk ve hiçlik birbirinin zıttı gibi görünür. Oysa gerçeklikte bu iki kavram, tek bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Her şeyin programının ve potansiyelinin bulunduğu o nihai kaynak, bilincin de ötesinde olan Mutlak Hiçlik'tir. Bu durum, aynı zamanda sürekli kendini dönüştüren ve yeniden enformasyon üreten Mutlak Sonsuzluk akışının da kaynağıdır. Tıpkı bir bilgisayar oyununun kodunda var olan sınırsız bir potansiyelin (Mutlak Hiçlik) dinamik bir oyun evrenine (Mutlak Sonsuzluk) dönüşmesi gibi. Bu, bilinen enerji ve enformasyon korunum yasalarının ötesine geçen, her sentezin yeni bir teze dönüşmediği, tüm çerçevenin kendisini geliştirdiği metadiyalektik bir süreçtir. "Sonsuzluğun ötesinde bir sonsuzluk, sonsuzluğun içinde bir sonluluk" gibi tarifler, bu paradoksun