İyi ile kötünün her zaman birbirine dolanacak olan biri beyaz diğeri siyah birer iplik gibi olduğunu söyledi. Bazen bu iki iplik o kadar iç içe geçiyordu ki, bunları birbirinden ayırmak olanaksızlaşıyordu.
Rönesans'tan itibaren insan artık yaratılışın bir parçasından ibaret değil. Doğaya bizzat el atıyor ve kendi tasavvurlarına göre biçim veriyor ona. Bu da insanın ne kadar şaşılası bir yaratık olduğunu gösterir.
Avrupa tarihinin bir insan yaşamıyla karşılaştırılabileceğini hiç düşünmüş müydün? Antik Çağ Avrupa'nın çocukluğuydu. Sonra uzun süren Ortaçağ başladı —Avrupa'nın okul dönemi. Sonra da Rönesans geldi. Uzun okul yılları tamamlandı artık, genç Avrupa hayata atılmak istiyor. Rönesans'ı Avrupa'nın on beşinci yaş günü sayabiliriz belki de.
Augustinus'a göre zaten hiçbir insan Tanrı tarafından kurtarılmayı hak etmez. Ama Tanrı buna rağmen lanetten kurtarılacak birkaç kişi seçmiştir. Yani kimin kurtulup kimin lanetleneceği bir sır değildir onun için. Bu önceden bellidir. Böyle işte. Biz Tanrı'nın ellerindeki çamuruz. Tam anlamıyla onun inayetine muhtacız."