RK

Tekrar o yara, o küçük yara haykırdı. Ah niçin ona yetmiyordu? Niçin ona her şeyi unutturamıyordu? Erkek kalbinin kadınların kalbinden daha talepkar olması bir haksızlık değil miydi?
Sayfa 106
Reklam
Bu hayat ona idam anını bekleyenlere özgü katilce bir yavaşlıkla geliyordu. Ve nasıl onların ruhu ara sıra birdenbire yerlere sürünerek ölen ümit titremeleriyle çırpınırsa, kendinde de derinden bir titreme, ruhunda birdenbire darmadağın olan bir emel, bir kadın emeli, o sesin, o bakışın kadını hakkında bir başarı arzusu titriyor, titriyor, onu güçsüz bırakıyordu.
Sayfa 103
Dünyada huzur ve rahatın hep şüpheden doğduğunu görüp kendini kederlendiren şeylerin de hep kendi hayal gücünün, kendi seçimlerinin ürünleri olduğunu düşünerek kendine, ruhuna karşı bir şey yapamadığından, kendini iyileştirmek için bir çare bulamadığından, deliren bir gazap ve öfke hissediyordu. Öncr birden uçmak için gökyüzünü yeterli bulmayan bir şiir ve hülya, bir emel yüceliği, bir arzu saflığıyla boğulur, o zaman bir hiç için canını verecek hale gelirdi. Fakat sonra yine o hiçlerden biriyle bütün uçma arzusu yaralanır; bütün incelemesi, her şiiri bir yara yapan kurcalama huyu uyanır; hayatın, dünyanın, insanların, ruh ve kalbin ne olduğunu soğukkanlı, kendine karşı bile düşmanca, bir şiir zerresine yenilmeyerek arzularının ne iğrenç, emellerinin ne gülünç, başarılarının ne zavallı, bütün mutlulukların, neşelerin ne kadar süslü olurlarsa olsunlar ne iğrenç olduğunu düşünmekten doğan keder ve usançla harap olur, sisli, küflü kalırdı. Ah, ara sıra ruhunu heyecanla titreten saflığa ve şiire olan o eğilim kalıcı olsaydı... Herkes gibi o da hayatı sade, ilk renkli, masum gözlerle görseydi... Hayat onu kollarının arasına alıp tırnakları, dişleriyle paralayarak bu hale getirmemiş olsaydı...
Sayfa 93
İkisi de şunda birleşiyorlardı ki dünyada müzik gibi dokunaklı hiçbir şey yoktur. Necip için ömrünün en tatlı zamanları yalnız çok mutlu olduğu anlar değil, müzik ile kendinden geçtiği zamanlardı.
Sayfa 88
O zaman Suat'ın gözleri o şefkatli bakışı kaybetmeksizin Necip'e döndü ve bu bakış o kadar derin, sıcak bir sevgi ile ıslanmıştı ki Necip, ruhu eriyor zannetti; bir saniye mutlu bir kalp çarpıntısıyla titredi. Evet, bu türden bir bakışla insan dünyanın öbür ucuna gider, diye düşündü. Çöllere gider, dağlara gider...
Sayfa 82
Reklam