Fakat o kadar tekdüze, aman ya Rabbi, o kadar tekdüzedir, görülen yüzler daima o kadar aynıdır ki... Mahremiyetsiz, samimiyetsiz, yapmacık bir taklitten, soğuk sarı bir taklitten ibaret bir gösteriş... Her görüştüğünle dehşet verici gizli rekabet, bir mücadele, bir düşmanlık... Hiçbir el sıkmazsın ki mümkün olsa seni bir çukura itmeyeceğine emin olasın. Hiçbir ses işitmezsin ki senin yokluğunda en hain, en haksız bir şekilde alaya almayacağına, çekiştirmeyeceğine emin olasın. İkiyüzlülük, alay, kendini beğenmişlik, bencillik.. Bu aç kurdun elinde bütün yüzler morarmış, bütün gözler bulanmış, birinin başarısı öbürlerinin ayaklar altında ezilmesiyle gerçekleşecek gibi bir kıskançlık, bir kin. Kimse kimseyi beğenmez, üstünden başından tutunuz da söylediği Fransızcaya kadar her şey bir alay vesilesi olur. Zaten hep sahtekarlıktan ibaret olan bu soytarı yüzünde göz dudağa, dudak çeneye güler... İğrenç bir şey kısacası...
Kadın olmayınca bir erkek hayatının ne çorak, ne yağmursuz, tesellisiz bir siyah çöl olduğunu bilseniz... Bunu birçok erkekler de bilir de sonra unuturlar. Bir kadının bir erkek hayatına sadece varlığıyla nasıl şiirsel bir tazelik verdiğini, ruhu bir tarafa bırakırsak yalnız vücut için nasıl büyük bir koruyucu olduğunu bilseniz.
Sonra gece... İstanbul'un en zarif, en sakin geceleri... Işığa ihtiyaç duymaksızın, gökyüzünün denize yansıyan bütün nurları o kadar şen bir ışık rehaveti oluşturuyordu ki o gölgenin içine gömülmüş, yarı ölmüş kalıyorlardı. O zaman denizin, gökyüzünün, karşıki kırların anlatılmaz bir güzelliği vardı.