Black mirror is an anthology series that explores the dark aspects of modern society, the effects of technology and human psychology. Each chapter tells an independent story. I often watch dark and thought-provoking stories that question the effects of human nature, morality, society and technology, but close to perfect, effective and I recommend everyone without exception. Season 1 (2011) 1.The National Anthem The princess of England is kidnapped and the kidnapper demands that Prime Minister Michael Callow have sex with a pig on national television. A striking story of chaos, media influence and moral questions between the government and the people. 2.fifteen million merits/`15 million value In a dystopian world, people generate energy by pedaling and make a living with the "credits" they earn. A man named Bing spends all his savings for the brother he fell in love with to become famous in a talent contest, but he faces the cruel realities of the system. The entire history of you With a technology where every moment is recorded and monitored, people can relive their past. A man named liam tries to find out if his wife is unfaithful using this technology and becomes obsessed. The themes of distrust and privacy are discussed in relationships. Season 2 (2013) 1. be right back/ I will return immediately Martha loses her lover ash in an accident. thanks to technology, she begins to use an artificial intelligence version created from ash's social media and messages. this "ash" takes on a more realistic form over time, but his confrontation with martha's loss becomes complicated. 2. white bear A woman wakes up in a world with loss of memory and is constantly forced to flee. but the story is reversed in a way that shocks the audience: the woman has actually
#KALEMİMDEN
SAĞLIK VE MUTLULUK Sağlık ve mutluluk, insan hayatındaki en önemli iki unsurdur. Sağlıklı bir beden ve mutlu bir zihin, insanların hayatlarını daha keyifli ve anlamlı hale getirir. Sağlık giderse her şey gider diye, halk arasında bir deyim var. Bir yönden bakılırsa evet, doğru. Öteki yönden bakmış olursak kendimizi mutlu edebilmek için bir şeyler yapıp, moral ve motivemizi yerine getirebiliriz. Hasta insanlar, sağlıklı kişilere örnek teşkil etmeliler ki sağlığın kıymetini bilelim. Ancak, sağlıklı olmak ve mutlu olmak için sürekli bir çaba sarf etmemiz gerekir. Sağlık hayatımızın en önemli kuralı olmalı ve bunu bilerek yol almalıyız. Sağlık giderse, geri gelebilir ve bunun için de çaba sarf edilir. Sağlık ve mutluluk hayatımızın bir parçası. Sağlık, fiziksel ve zihinsel bir uyum içinde yaşamak anlamına gelir. Fiziksel sağlık, vücudun sağlıklı olması, hastalıklardan uzak durması ve işlevlerini doğru şekilde yerine getirmesi anlamına gelir. Fiziksel sağlık en az zihinsel sağlık kadar dikkate alınmalıdır. Zihinsel sağlık ise, zihnin dengeli ve sağlıklı olması, stresten uzak durması ve olumlu düşüncelerle dolu olması anlamına gelir. Fiziksel ve zihinsel sağlık ayrılmaz bir bütündür. İkisinden birinin işlevini kaybetmesi hayatımızın kararmasına neden olur. Çoğumuz da bir antidepresan bağımlılığı oluştu. Yemeğe bağlı olduğumuz gibi ona bağlı olmuş durumdayız. Fiziksel sağlığımız yerindedir ama zihinsel sağlığımız ciddi derecede kötüdür. Bu da hayatımızı olumsuz yönde etkiler. Bir işte çalışıyorsam atılma sebebi olabilir, öğrenciysem atılma sebebim olabilir bu da bizi daha kötü edecektir. Biz insanlar fiziksel ve zihinsel sağlığımızı çok iyi korumalıyız. Gerek olumsuz ortamlardan uzak durarak gerekse sevmediğimiz, zorlandığımız konulardan uzak durarak. Sırf başkası mutlu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayati İnanç Tanıma Etkinliği
gzt.com/roportaj/medine... Hayâti İnanç, kendi ağzından... :)) Medine pazarından satın alınmış bir köledir benim dedem... Kendine has gülümsemesi, ezberden okuduğu beyitler, gençlerle yaptığı sohbetler… :)) Hayati İnanç, Denizli’nin en küçük ilçesinde başlayan hayat hikayesinin en güzel anılarını ‘Doğduğum Ev’ için anlattı. Medine köle pazarından satın alınan Sudanlı bir kölenin torunu olan İnanç, saz kursuna giderken kendisini Kuran kursunda bulduğu günleri, lise yıllarındaki Sosyalist Devrimciliğini, ‘zehirlendim’ diye tarif ettiği şifa arayışını, 80 darbesinin tam ortasında İstanbul Üniversitesinde yaşadıklarını, radyo ve televizyon programlarına nasıl başladığını bizlerle paylaştı. Yıl 1961, Denizli’nin Çameli ilçesi. Hayati İnanç nasıl bir evde doğdu? 1961 yılında doğduğum hususu tevatürle sabit, ben bilmiyorum tabii. Şubat ayıymış. Denizli'nin Çameli ilçesi, en küçük ilçedir. Babam devlet memuru. Mahrumiyet bölgesi sayılan, Ege'de memurlara ‘mahrumiyet zammı’ verilen tek ilçedir burası. Kiradaydık. Doğduğum evi sonradan gördüm. Köhne, ahşap-taş karışımı… Fakat çocukluğumu geçirdiğim evi iyice hatırlıyorum. Yine kiradaydık, bahçe içindeydi. Önünde bir ceviz ağacı vardı. O ağaçtan düşen cevizler ayakkabılarımızın içine düşer ve biz onları yememek için titizlik gösterirdik. Alır, atardık. Öyle öğretilmiştik, ‘helal değildir’ diye. Bunu ev sahibi öğrendiği zaman çok hislenmiş, 'bu çocuklar nasıl yetişiyor böyle’ diyerek. Sonra bize izin verildi, yemeye başladık. O bahçenin içinden babamın, özellikle ramazan günlerinde akşam namazı için hafifçe koşarak yarım adam boyundaki duvarı biraz da telaşla atlayarak karşıdaki küçücük ahşap camiye gidip akşam namazını kılıp geri gelişini ve tarhana çorbasına
İtiraf ediyorum! Mesleğe başlayalı 2-3 yıl olmuştu. Yaşım 24 bilemedin 25. Gazetedeki amirim belediye başkanının programından bahsetmiş, beni orada görevlendirmişti. Mesafe uzak olunca belediyenin tahsis ettiği araç gelip muhabirleri aldı. Ben dahil dört kişiydik. İki kız iki erkek. Gittik haberi yaptık. Haber dediysem ciddi bir olay yok. Klasik bir belediye programı. İşimizi bitirdikten sonra belediye başkanının masasındaydık. Eşi, oğlu, kızı, gelini, damadı hatta torunları… Yemekler yendi, çaylar içildi, belediye arabası bizi gazetelere bıraktı. Her şey olması gerektiği gibiydi yani. Yarın yaşayacaklarımdan habersiz, haberi yazdım, evime gittim… Sabah daha gazeteye bile girmemiştim ki telefonum çaldı. Arayan belediye başkanıydı. “Haber çok güzel olmuş, eline kalemine sağlık” dedi. İnce bir davranıştı, rica ederim görevimiz diyerek kapattım. Akşam yine aradı; bu kez hal hatır sorma… “Nasılsın Yeliz, bugün nasıl geçti…” Allah Allah diye içimden geçirmedim değil ama babamdan yaşlı, torun sahibi adam diye düşünerek hem kendi fesatlığıma kızdım hem de “eşinize selam söyleyin” diyerek aklımca önlem aldım. Ertesi gün akşama doğru yine bir haberdeyim. Telefonum çaldı. Arayan yine belediye başkanıydı. Açmadım.. O zaman da şimdiki gibi olumsuz şeyler yaratacak durumlardan kaçar, daha doğrusu ertelerdim. Önce kendimi hazırlayayım sonra ne yaşayacaksam, ne diyeceksem diyeyim… 24 saat geçmemişti ki telefonum yine çaldı. Bu kez sabahın körü; daha işe gitmek için akşam kurduğum alarm bile çalmamış uyuyorum. Telefonu açtım. Karşımdaki 18’lik delikanlının sabah sevgilisini aradığı mutlulukta. “Günaydın Yeliz…” -Günaydın hayırdır başkanım dedim. “Yaptığın haberden dolayı sana yemek ısmarlamak istiyorum” dedi. Sanki belediyeyi dolandıran birini yakalatmışım! Alt tarafı kıytırık bir
Teknoloji