memento mori
Antik Roma’da muzaffer bir komutan, zafer çığlıkları ve alkışlar eşliğinde şehre girerken arkasındaki köle kulağına sürekli şu sözü fısıldarmış: "Memento mori." Yani; "Unutma, sen de sadece bir ölümlüsün." Bu fısıltı, insanın en zirvedeyken bile kibirlenmesini engellemek, kazandığı zaferlerin sahte ihtişamına kapılıp üstünlük taslamasının önüne geçmek içindir. Komutana, taşıdığı o devasa egonun ve sarsılmaz sandığı gücün aslında ne kadar geçici olduğunu fısıldar. Çünkü insanoğlu, eline biraz güç veya haklılık geçtiğinde hemen bir diğerinden üstün olduğunu sanma gafletine düşer. Oysa ölümün o mutlak eşitliği karşısında, kibirlendiğimiz tüm o unvanlar, büyüttüğümüz egolar ve gururumuz yüzünden ördüğümüz o kalın duvarlar bir anda anlamsızlaşır. Bizi diğerlerinden üstün kılan hiçbir şeyin olmadığını, günün sonunda hepimizin aynı toprağa döneceğini anladığımızda; geriye ne kibir kalır ne de kırıcı bir ego.
Mori Morisso'nın dediği gibi: Sevgi asla sevenden daha iyi değildir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dün burdaydılar, bu gün yoklar, yarın biz var olacak mıyız muamma? Ölümün sıradan bir günde, yarım kalan planların ortasında gelecek ve dünya biz olmadan devam edecek. Bu kadar telaşa hengameye ne hacet. |Muhammed Beheşti|
Yarın için kurulan planlar gelecek yıl için saklanan umutlar ve yaşlılık günlerine ertelenen hayaller..hepsi ölümün sessiz ihtimaline karşı yazılmış kırılgan senaryolardır..
Kendi Talihinizi Sevin: Özsevgi
İnsan çoğu zaman kendini, başına gelenlerin toplamı zanneder. Ailesiyle, çocukluğuyla, kırgınlıklarıyla, başarısızlıklarıyla, yarım kalan hayalleriyle ve içine gömdüğü cümlelerle kendini tarif etmeye çalışır. Oysa insan yalnızca başına gelenlerden ibaret değildir; onlara verdiği anlamdan, onlara rağmen kurduğu iç dünyadan ve kendi kaderiyle kurduğu ilişkiden de ibarettir. Kendi talihini sevmek, başına gelen her şeyi güzel bulmak değildir. Acıyı kutsamak, haksızlığı normalleştirmek, yarayı inkâr etmek hiç değildir. Kendi talihini sevmek; insanın geçmişine, kaderine ve varoluşuna düşman olmaktan vazgeçmesidir. “Keşke böyle olmasaydı” cümlesinin insan ruhunda açtığı sonsuz boşluğu fark edip, bir gün usulca “Bütün bunlara rağmen ben buradayım” diyebilmesidir. Bu düşünce, Friedrich Nietzsche’nin meşhur “Amor Fati” yani “kaderini sev” kavramını hatırlatır. Amor Fati, insanın yalnızca yaşadığı hayatı kabullenmesi değil; o hayatın bütün zorunluluklarını, kırılmalarını, rastlantılarını ve yaralarını da kendi varoluşunun bir parçası olarak görmesidir. Stoacı filozofların kader karşısındaki sükûneti de burada anlam kazanır. Epiktetos’un insanın kontrolünde olanla olmayanı ayıran bilgeliği, Marcus Aurelius’un hayatın akışına direnmeden erdemli kalma çabası, aslında aynı noktaya işaret eder: İnsan her şeyi seçemez; fakat yaşadıkları karşısında nasıl bir ruh inşa edeceğini seçebilir. Bu noktada “Memento Mori”, yani ölümü hatırlama düşüncesi de özsevgiyle derinden ilişkilidir. Çünkü ölümlü olduğunu bilen insan, kendi hayatını sürekli erteleyemez. Kendine düşmanlık ederek, geçmişle kavga ederek, başkalarının sevgisini inkâr ederek ve kendi ruhunu sürekli cezalandırarak geçirilecek kadar uzun bir ömür yoktur. Ölümün hatırlanması karamsarlık değil; hayatı daha sahici, daha adil ve daha
Psikoloji
"Ölüm sana sıradan bir günde , yarım kalmış planlarının ortasında gelecek ve dünya sensiz de yoluna devam edecek."