Kitaba büyük beklentiyle başlamıştım, sonuçta "2020 yılının en iyi romanı". Koca yıl boyunca yayınlanmış tüm eserler arasında en iyisi olmalı değil mi? Ama sonuç benim için beklediğimden farklı oldu.
*Spoiler İçerebilir*
Nora, tüm hayatı aslında başkalarının hayallerinin üzerine inşa edilmiş ana karakterimiz. Çocukluktan beri yaşadığı travmalar onu depresyona ve en sonunda da intihara sürüklüyor.
''Hayatını acı çektiği için değil, acıyı dindirmenin bir yolu olmadığına kendini inandırdığı için bitirmek istediğini anlamıştı." (s. 212)
Ölümden sonra ne olacağını hepimiz merak etmez miyiz? Kimisi ahiret hayatı yaşayacağını düşünür, kimisi reenkarnasyona inanır, kimisi ise sadece yok olacağına. Nora da acısına son vereceğine inanarak intihara kalkışıyor, ama beklediği gibi ölüp gitmektense ''Gece Yarısı Kütüphanesi''nde uyanıyor. Bu kütüphanede sonsuz kitap, diğer bir deyişle ise yaşayabileceği sonsuz hayat var. Nora bunlardan istediğine gidebilir, istediği hayatı deneyip mutlu olduğunu bulabilir, gerçekten isterse ölümden vazgeçip bu hayatta bile yaşayabilir. Düşünsenize, o iş teklifini kabul etmediğiniz ya da istediğiniz üniversite için bir yıl daha çalışmayı göze aldığınız hayatta neler olabileceğini kim bilmek istemezdi ki?
"Hayatta bir şeyler yapmak için çok fırsatım oldu ama ben hepsini çarçur ettim." (s. 23)
Bu kütüphanede bugüne kadar yaşadığı tüm pişmanlıklar ve verdiği kararlar sonucu yaşayamadığı tüm hayatlarla yüzleşen ana karakterimiz kitabın sonunda yine kendi hayatında kalmaya karar veriyor. Dürüst olun, hangimiz Nora'nın gerçekten başka bir hayatı benimseyeceğine inanmıştık ki? Rock star olduğu hayatta mı kalacaktı? Nobel kazandığında mı? Yoksa gerçekten mutlu olduğunu düşündüğü son hayatta mı? Tabii ki hiçbiri.
''Her şeyi olabilmek için her şeyi