Kitabı bitirmeye yakın kafamda bir sürü cümle kurdum; kitap hakkında, Kinyas ve Kayra hakkında söylemek istediğim çok şey vardı. Ama şu an ne söylesem gereksizmiş gibi geliyor. Bu yüzden, kitap hakkındaki fikirlerimi değil, sadece duygularımı paylaşmak istiyorum.
İnceleme yazmak isteyecek kadar duygulardan duygulara, düşüncelerden düşüncelerden sürüklendiğimi hissettim okurken. Bazen bir yeri okuyup durdum, kendi kendime düşündüm, konuştum, tartıştım; karaktere kızdım, üzüldüm, sevindim. Kitabı bitirmem neredeyse 1 ayımı aldı, bu biraz benim tembelliğimden biraz da kitabı sindirerek okuma ihtiyacı hissettiğimden dolayıydı.
Karakterleri öyle özümsedim ki okurken, en son bölümde (kitap 3 bölümden oluşuyor) Kinyas şehri tasvir ederken, bakkala girip süt alırken, fırından poğaça alırken, üniversiteli gençleri izlerken uzun süredir nefesimi tutuyormuşum da Kinyas ile beraber derin bir nefes vermişim gibi hissettim samimi bir şekilde. (Spoiler olmaması için bahsetmiyorum ama kitabı okuyanlar bunun sebebini anlayacaktır.)
533 sayfalık koskoca kitabın ilk iki bölümünü, sırf son bölüm olan üçüncü bölüm için okumuşum gibi hissettim; yaklaşık 400 sayfalık o kısım sadece üçüncü bölümü daha iyi anlamamız, daha iyi hissetmemiz için yazılmış gibi geldi kitabı bitirdiğim zaman. Ve gerçekten de bittiğinde arkamda koskocaman bir öykü bırakmış gibi hissettim. Kitabın türü roman ama okuduğum yazılar iki kişinin devasa hayat öyküsüydü benim için.
Çok şey daha söylenir ama kitabın özeti olduğunu düşündüğüm şu cümle ile bitirmek istiyorum.
"Hayatta yok etmenin zamanı asla gelmez, çünkü bir saat sonra yaşayacaklarını bilemeyecek kadar insansındır."