"Ama Hoca Ömer, bir imparatorluk ne kadar geniş, ne kadar kalabalık, ne kadar bolluk bereket içinde olursa olsun, hep adam kıtlığı çeker! Dışarıdan baktığında kuldan, karınca yuvası gibi kaynayan meydanlardan, yoğun kalabalıklardan başka bir şey göremezsin. Ama ben zaman zaman savaş nizamında ilerleyen ordumu, namaz saatinde bir camiyi, çarşıyı, hatta kendi divanımı seyreder ve şunu sorarım kendi kendime: Şu adamlardan bir marifet, bir bilgi, bir sadakat örneği, bir şahsiyet belirtisi istesem, her saydığım vasıfla birlikte çevremdeki kitlenin seyreldiğini, eridiğini ve giderek kaybolduğunu görmez miyim?"
"Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasında dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben."
Olağan koşullarda oruç sona ersin de bayram gelsin istenir, değil mi? O yıl oruç sonsuza dek sürsün, Ramazan Bayramı hiç başlamasın istiyordu herkes. Gökte yeni ayın hilali belirince, kimsenin aklına şenlik gelmedi, kimse kuzu kesmeyi düşünmedi; sanki tüm şehir besiye çekilmiş ve kurban edilmeyi bekleyen dev bir kuzu olmuştu.