Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ve yılanlar yuvasına benziyor bu dünya; bir yandan seni öperken, zihinlerinde senin darağacının iplerini dokuyanların ayak sesleriyle doludur" diyordu Füruğ. Kitabı okurken bu sözü hatırladım. 68 IQ'ya sahip ve öğrenme güçlüğü çeken Charlie'nin hikâyesinin anlatıldığı bu kitap, insan doğasının tüm katmanlarını şeffaf ve ibret alınası bir şekilde ortaya koyuyor. Kitabın duygusal - romantik yanına kıyasla, hayatın içerisinden verdiği mesajlar daha değerli benim için. O yüzden değerlendirmemi daha çok bu eksende tutuyorum.
IQ seviyesi 68 olmasa bile insan, bir moron gibi davrandığı sürece kimse tarafından tehdit olarak algılanmaz. Bu yüzden de çoğu zaman sahte de olsa sevgi gösterileriyle karşılanır. Ancak ne zaman güneş ile birilerinin arasına girerse ve diğer insanlar tarafından rakip olarak algılanırsa, o zaman herkes elini açık oynamaya başlar. Kıskançlık, cinsellikten sonra insanın içindeki en ilkel ve aynı zamanda en az kontrol edilebilen dürtüdür. Kendisine ait olanı kıskandığı gibi; kendisinde olmayana sahip olanı da kıskanır. Bu durum kısa süre içerisinde düşmanlığa evrilir. Farkındalık düzeyi artan insanların giderek yalnızlaşması bununla ilgili. Charlie'nin akıllı olduğu geçici süre içerisinde yaşadığı ve yüzleştiği şey de tam olarak bu. Yanlışı ise bir dâhiye dönüştüğünü insanlara çok açık şekilde göstermesi. Her zaman biraz aptal gibi görünmek, insanlar arasında gerçek bir koruma duvarı sağlar.
Öte yandan Charlie'nin insanlara karşı takındığı tutum da insan psikolojisinin farklı bir boyutuna ayna tutuyor. Profesör Nemur ve Strauss'a karşı iyileştikten sonra takındığı tutum, bana "körün gözü açılınca ilk koltuk değneğini kırar" sözünü hatırlattı. Bilinçaltında kendisini Algernon ile eşleyen Charlie, bu yüzden kendisinin de kobay olduğu yönünde bir