Kendini gerçekleştiren insanın alınyazısı ya da yazgısı, esasında kendi iç doğasının yasalarıdır. Kendi potansiyel ve kapasitesine, yeteneklerine, gizli kaynaklarına, yaratıcı itkilerine uyar. Diğer insanlara daha az bağımlı olduğu için, onlar hakkında daha az kararsızlık yaşar. Övgü ve sevecenliklerine daha az gereksinim duyar. Buna psikolojik özgürlük adını veriyorum.
Gelişim ve kendini gerçekleştirme acı, üzüntü, keder ve kargaşa olmadan olabilir mi? Üzüntü ve acı insanların gelişimi için gerekli ise insanları sürekli olarak acı ve üzüntüden kurtarmaya çalışmaktan kaçınmalıyız. Acı ve üzüntü bazen yapıcı olabilir ve sonuçları göz önüne alınırsa, arzu edilebilir.
Kitabı ilk olarak lise yıllarında okuduğumda "yaşlanmanın olmadığı bir dünya, sınırsız seks, sıfır sorumluluk ve her işte mutluluğun olduğu bir dünyada daha neyden şikayet ediyorsunuz" diye bugün komik gelen bir yorum yapmıştım kendi içimde. Aradan geçen bu kadar zaman sonra tekrar okuduğumda hem Türkiye'de hem de dünyada artan otoriterlik eğilimleri, sosyal ve siyasal gelişmeler çok farklı bir noktadan bakabilmeme olanak sağladı.
Kitabın sonunda şunu sorguladım: "Özgürlüğü ve insana ait olan her şeyi terk ederek mutlu bir yaşam mı yoksa her şeyin sorumluluğunu da alarak, gerektiğinde mutsuz olmayı da göze alarak yaşanacak özgür bir hayat mı?" Kesinlikle ikinci taraftayım. İnsana verilen tüm güzellikler içerisinde, -sonuçları bazen kötü bile olsa- en iyisinin özgür düşünebilme ve bireysel irade ile karar verebilme yetisi olduğunu her satırda daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Cesur Yeni Dünya; biyolojik üremenin kısıtlandığı, insanların çeşitli koşullara şartlandırılarak deney tüplerinde yetiştirildiği, din, kültür ve aşk gibi insana ait tüm değerlerin ortadan kaldırıldığı distopik bir yönetim biçimini anlatıyor. İnsana yalnız kalma özgürlüğünün bile tanınmadığı bu kitapta, içerisindeki insani yönleri güçlü şekilde hisseden üç arkadaşın bazen güçlü bazen de sönükleşen hikayesi konu alınıyor.