Hârı sensin şu sinemin, yâri sensin, vârı sen,
İçimde her zerrenin dinmeyen efkârı sen,
Dilesem de Tanrı'dan bir gece çıkıp gelsen,
Kurumuş dallarımın yemyeşil bahârı sen...
Osmanlı İmparatorluğu'nda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu için, herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi.
Stoa felsefesinin önde gelen filozoflarından biri olan Seneca, bu metinler ile bir aziz ya da bir peygamber gibi erdemli öğütleriyle insanlığa sesleniyor. Kitap; zaman yönetimi, mutlu yaşamın sırları, zenginlik ve kalabalığın yani kitlenin güvenilmezliği olmak üzere dört konuya odaklanıyor. Bu konulardan her biri, basit kelimeler ve örnekler ile pekiştiriliyor. Özellikle zenginlik ve zaman ile ilgili düşünceleri, kaçınılmaz olarak kitabı ara ara bıraktırıp, düşünmeye sürüklüyor. "Zenginlik bana ait, sen ise zenginliğe aitsin" sözü ise beni en çok vuran ve kitap ile özdeşleşen kısım oldu. Her ne kadar bu fikirler 2000 yıl öncesinde yazıya dökülmüş olsalar da günümüz modern insanına da net bir şekilde ayna tutuyor ve dünya değişse de insan doğasının değişmezliğini gözler önüne seriyor.
Çevirmenin sade ve akıcı çevirisi, kitabın akıp gitmesini sağlıyor. Vakti olanların bir solukta okuyabileceği, benim gibi zamanını yönetemeyenlerin de bir hafta gibi bir sürede bitirebileceği nefis bir eser.