Kitaptaki olaylar, diktatörler çağı olarak da bilinen İkinci Dünya Savaşı yıllarında, bir Kırgız köyünde geçiyor. Kocası ve üç oğlu sırayla askere çağrılan, sonra da dördünün de ölüm haberini alan Tolgonay'ın, Toprak Ana yani köyündeki bir tarla - toprak parçası ile yıllar sonra o günleri dertleştiği bu kitap, ince ama bir o kadar da yaralayıcı. Savaş yıllarında kendisinin, köyünün ve diğer Kırgız köylerinin içler acısı durumunu birinci ağızdan anlatan Tolgonay, aynı zamanda savaşın acı yüzünü ve kazananı olmadığını da gözler önüne seriyor. Aytmatov'un az yapraklı ama çok anlamlı bu eseri, bir çırpıda okunabilecek kadar akıcı.
Öte yandan kitapla ilgisi olmayan, ancak döneme dair birkaç dipnot da paylaşmak istiyorum. İkinci Dünya Savaşı'na Kırgızistan'dan 350 binden fazla asker katıldı. Bunların bir çoğu "vatan savunması" için cepheye alınırken, esasında Rus topraklarında, büyük Sovyet ideali için canlarından oldular. İngilizlerin ilk dünya savaşında tüm sömürgelerinden asker devşirip Osmanlı'ya saldırması gibi, ikinci savaş yıllarında da Rusya, adeta sömürge haline getirdiği Orta Asya halklarını, bu savaşta cephenin ilerisine sürdü. 1800'lü yılların sonlarında Kırgızistan'ı işgal eden Rusya, yıllar boyunca güçlü direnişler ile karılaştı. Ancak 100 yıldan daha kısa bir sürede, Kırgızlar da dahil olmak üzere, Orta Asya halklarını kendi emelleri doğrultusunda yoğurdu. Nihayet İkinci Dünya Savaşı yıllarında yüzbinlerce Kırgız, "vatan savunması" diyerek Rus topraklarında can verecek kadar Sovyet oldu. Bu ülkelerde bugün bile güçlü bir Sovyet etkisi görebilmek mümkün.