Fiya diri li tebghi, diri ou siri a lalla Déjà 3laki mssini 3lih, jitek 3che9 w nti la Mehma diri teb9i li, galbi hwaha pour toujours Fo9 jahdi dellali, nehwak w nzid jusqu’à la mort
Müzik
À la vie, à la mort.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
La nuit et toi: entre la vie et la mort...
"La fièvre me prit dès la même nuit avec beaucoup de violence. Je fus à mon tour pendant plusieurs jours entre la vie & la mort : mon mal, tout grand qu'il était, ne prit rien sur le sentiment dominant. Unique ment occupée de Barbasan, j'en demandais des nouvelles à chaque instant." "Ölüm döşeğinde bile olsam, aklımdaki ve kalbimdeki o asıl duygu (aşk/öfke) hiç değişmedi, hastalık bile onu söküp alamadı."
Alıntı
Orgazm her kültürde bir insanın yaşayabileceği en tatmin edici deneyimdir. Kendinden boş bir sayfa gibi koptuğun, tüm endişe, acı ve korkulardan kurtulduğun kısa bir andır. Fransızlar buna ne der biliyor musun? -Langdon, "Oui," dedi. "La petite mort." -Evet. Küçük ölüm.
Alıntı
"Seks, beden dışı deneyimin noetik bakış açısıyla çok yakından ilişkili. Bildiğin gibi, orgazm anında zihin, tüm maddesel dünyanın buharlaştığı, mutlu bir yok oluş anı yaşar. Orgazm her kültürde bir insanın yaşayabileceği en tatmin edici deneyimdir. Kendinden boş bir sayfa gibi koptuğun, tüm endişe, acı ve korkularından kurtulduğun kısa bir andır. Fransızlar buna ne der biliyor musun?" "Langdon, "Oui," dedi. "La petite mort." "Evet. Küçük ölüm. Bu yüzden orgazm anında hissedilen kendinden kopuş, ölüme yakın deneyimleri yaşayan insanların tarif ettiği duygunun birebir aynısıdır."
Alıntı
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi hakkında herkes konuştu.Benim neyim eksik bende konuşacağım.. Yaklaşık 2 sene kadar olmuştur okuyalı. Dizi hakkında söyleyeceğim şey şu ki: kitabı okuduysanız olay dediğimiz her şey aslında bir döngü ve bu döngü neredeyse tamamıyla Kemal’in kafasında dönüyor, bunu görmüşsünüzdür. Eserde Füsun’un hislerinde, fikirlerinde bile Kemal’in kendisini görüyoruz. Çıplak bir şekilde Füsun’u analiz etmek güç. Diziyi, Füsun’u tamamen görebildiğimiz için beğendim. Kitapta Kemal’in sesi çok baskındı ve bizim olay diye değerlendirdiğimiz her karmaşa dizide daha net ve basitti. Aslında her şey ortadaydı diyelim biz ona. Kitabı okurken kafamda canlandırdığım Füsun ile Dizideki Füsun uyuştu ama Kemal’ler oldukça farklıydı :) Gençler Kemal’i sapık, Füsun’u mağdur ilan etti. Daha olgunlarımız -ben de dahil- “70’lerde aşk böyleydi” diyerek romantize etti. Tartışma ahlak üzerinden yürüdü, taraflar seçildi. Ama kimse şu yapısal detaya pek bakmadı: Füsun’un orgazm olduğu esnada ilk kez gözlerini kapadığında “ayçiçekleriyle kaplı bir tarladaydım” demesi… Ve romanın sonunda gerçekten ayçiçekleri arasında ölmesi. Fransızların “la petite mort” dediği bir kavram var: küçük ölüm. Orgazm anında benliğin bir anlığına çözülmesi, dünyanın silinip geri gelmesi. Pamuk bu küçük ölümü romanın başına yerleştiriyor. Büyük ölümü ise sonuna. İlk sahnede ayçiçeği tarlası bir iç manzara. Hazla açılan bir bilinç görüntüsü. Finalde aynı manzara dış dünyaya dönüşüyor. Artık hayal değil, kader. Yani mesele sadece Kemal’in takıntısı ya da Füsun’un trajedisi değil. Mesele şu: Arzunun içinde her zaman bir kayıp tohumu var. Haz dediğimiz şey bile minik bir yok oluş provası. Orhan Pamuk burada karakter tartışması değil, bir metafor kurdu. Küçük ölümle açılan bir hikâyeyi büyük ölümle