Ebeveynler, çocuklarını toplumsal bir varlık haline getirene değin onların rehberidir.
Kendi sınırını bulmayı, ötekinin sınırında durmayı, sevgi ve saygı çerçevesinde toplum içinde nazik duruşu bu dönemde kazanacaklardır. Yeni yetişen bireye, doğru-yanlış, güzel-çirkin, uygun-uygunsuz olan tutumlar öğretilir.
Amaç, çocuğun, toplumsal bir varlık olarak diğer bireylerle birlikte yaşamı içinde kendi sınırını bulabilmesi, kendini koruyabilmesi, böylece sevgi ve saygı içinde huzuru yakalamasına rehberlik etmektir.
Bu eğitim sürecinin çocuk üzerinde nasıl verileceğinin yanıtı, can cana olabilmekten geçer.
Ebeveynler, her biri kendi içlerinde, kendi kusurları ile barışık, olgun birer birey olduklarında bunları gerçekleştirebilirler.
Kırılgan, alıngan, küsen, dayatan, cam halinden kurtulamamış bir ebeveyn, çocuğu ile can cana bir ilişki kuramayacaktır.
Özgür ve ayakları üzerinde dik duruşa sahip olduğu durumlarda, çocuğuna da kendinden kaynaklı bir yük yansımayacaktır.
Can cana temas ile yaşama uyumlu hazırlanması sağlanacaktır. Ebeveynin çocuğuna karşı sergilediği içten, samimi, yanlışları, kusurları ile bir bütün halinde kendini ve çoçuğunu kucaklayabilen tutumu ile candan bir temas kurmuş olacaktır. Onlara bir yandan rehberlik yaparken, bir yandan da yeni yetişen bireyin zihinsel ve bedensel yeteneklerinin gelişmesini sağlayacak sorumlulukları ona bırakacaklardır ki ayrı birey olarak yaptığı eylemlerin arkasında durabilsin.
Yeni yetişen bireylerin, can olma yolunda acemi oldukları bu dönemde, samimiyet ve içtenlikle kurulan yakın ilişkilere ihtiyaçları vardır.
Böylece olgun ebeveynler, yeni yetişen bireyle can cana olduklarında, sahtekarlıktan uzak candan yaşamı başlatmış olurlar.
Bireyi ruhsal olarak olgunlaştıran bir diğer aşama da, devreye giren üçüncü şahsın varlığının