lavanta

lavanta
@mortus
kimsesizliğin gölgesinde bir çocuk tutar ellerimi.
Mahûr;
Ardına bile bakmadan çıkıp gittiğin o kapıdan beni de götür istedim. Beni de al yanına, misal bir umut. Bekledim, arkana dönüp beni görmeni. Nasıl bir enkazda bıraktığını gör istedim. Görmedim beni. Enkazımı süpürüp attılar. Seni de alıp götürdüler. Beni büyüttüler ve seni de içime gömdüler. Kurtar beni buradan diyemedim. Beni götür burdan, yanına al diyemedim. Ben neyim şimdi bilmiyorum. Omuzlarım bir o kadar zayıf, düşüncelerim bir o kadar fazla. Görmemem gereken yerlere koşup gidiyorum. Duymamam gereken şeyleri kapı ardından dinliyorum sonra yıkılıyorum böyle. Seni unutalı kaç gün oldu diye sormuyorum kendime artık çünkü seni unutamıyorum. Mümkün mü hiç yaşanmamış bir şeyi bir umut yaşayacağım hayaliyle bekleyip içinde bitirmek? Bitti dediğim noktada başka biri benzedi sana. Ona karşı kullandım tüm sevgimi. Tanrıdan reva mı bu? Seni seveyim diye karşıma çıkarıp sonra tekrar benden alması reva mı? Hangi günahın bedeli seni sevmek, hangi cezanın, hangi imtihanın?
Reklam
sadece masallarla avuntulanan çocukların gerçekleri yaşaması pek mümkün olmuyor. peki ya hiç masal dinlememiş çocuklar? onlar nasıl gerçek hayatı anlayıp yaşıyor. hiç masal okumadı annem bana, babam sevmedi saçlarımı ya da ablam bugün nasıl geçti günün demedi. biraz boş bıraksak piyasaya sürülür isminiz diyen bir abim oldu. ama büyüdükçe bunların yanlış olduğunu anladım. anladım ama benden yirmi yılımı götürdü. koşup eğleneceğim zamanları hep birilerine hizmet ederek geçirdim. büyüdüm ama. eksiklerle, yanlışlarla ve tabi doğrularımla. büyüdükçe anladım yanlışlarımı ama pişman olmadım bundan. ben aslında hep büyükmüşüm dedim kendime. hep büyük, hep olgun. yaşıtlarımın oyuncağı olurdu ama benim mandallarım. bunlarla büyümek ayıp mı? çocukken anlamıyorsun ama büyükçe bir eksiklik tüm hayatını değiştiriyor. seviyorsun birini ama bu baban değil, aşık oluyorsun birine ama bu abin değil, sarılıyorsun birine ama bu annen değil ve konuşuyorsun biriyle ama bu ablan değil. özel günlerin önemsenmediği bir evde özel günün bile kalmıyor. yanlış düşünceler hayatından bir kaç parça mutluluk götürüyor. sonra gerisini yanlışlar ve elde hiçlik kalıyor. hadi şimdi başa çık bunlarla. sonra bir karanlık, sonra ardınca kapanan kapılar. uyu artık denen bir ses. sonrası uykusuzluk. kâbus. kim istemez ki rüyaların içinde sabaha kadar uyumayı. ama artık bu yabancı bir his ve de yalancı. herkes hayatıma girer kolayca ama kimse yer edinemez. ben bile düşmanım bu bene. başa çıkamıyor. başkası nasıl sevsin. çiçeklerim kururken bana sonbaharı sevdirdiler. şimdi son baharı yaşıyorum.
Sana ne yaptılar?
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin Seni görür görmez özgürlüğümden utandım Söyle ne içersin, çay mı kahve mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. Saçların uzundu, omuzlarına akardı Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın Gülerdin, içimize aylar doğardı Görünmez dağların arkasından Eski gülümsemeni beyhude aradım O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. Bir çay içer misin, yoksa kahve mi Kibritim yok, demek cigaraya başladın Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var Böyle bir kız değildin sen eskiden Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar? Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. Attila İlhan
Şiir
10.03.2025
bir odaya kokun sinmişse kapıyı çekip çıkman veda sayılmaz. o ev senindir.
Şiir