-spoiler içerebilir-
kitabı okumaya başladığımda bir iki cümle sonra, sanırım hatalı bir basım satın almışım dedim ve sayfaları incelemeye başladım. o kadar çok basım hatası vardı ki canım sıkıldı. meğer charlie’yi okuyormuşum. charlie hatalarıyla ve hatasızlıklarıyla öyle çok merak uyandırdı ki bir günü okurken acaba ertesi gün ne olacak merakım hep içimdeydi.
zeka seviyesi düşük olarak hayata başlayan ve tanımaya başladığım charlie; insanların onu sevmesini isteyen, ona güldüklerinde bunu güzel bir şey olarak gören “aklı kötü duygulara ermeyen,saf” bir kişiydi. zeka seviyesi arttıkça olumsuz olayları görebilen kötü duyguları da bilen biri oldu. hatta öyle ki geçmişinde onu mutlu eden o gülmeler, ya da çocukken adlandıramadığı içindeki o kötü his bir anda anlamlandırabildiği durumlar olmuştu. ve zekasıyla duygusal olgunluğu eşzamanlı ilerlemeyen charlie, geçmişindeki tüm bu olumsuz ve küçümseyici durumlara feci bir öfke duyuyordu. kendisine yapılan haksızlıkların farkındaydı ve zeki charlie’nin son dönemine kadar bunların üstesinden gelemedi..belki de zamanı olmadı. son dönemlerinde eski charlie’ye mi dönecek diye merakla beklediğim charlie, dönüşümünün başlarında eskiden zeki olduğunu bilip ve giderek bunu kaybettiğinin farkında olduğu için herkese ve her şeye kızgın olan bir charlie’ydi. üstelik tüm o kötü duyguların farkındaydı, kendisine gülen, gülümseyen herkese cepheydi. sanırım tam bu noktada olması en kötüsüydü. bir zamanlar olduğu kişiyi ve daha da öncesinde olduğu kişiyi bilmesi, elindekileri kontrolsüzce kaybetmesi, bir şeyleri bilirken unutması ve ve her şeyin hepsinin farkında olması en kötüsüydü…farkında olup elinden hiçbir şeyin gelmemesi. neyse ki kısa sürdü.
algernon’la kurduğu empati içimde hep bir burukluk hissettirdi; en başından beri, onunla