merve

merve
@morv__
Puan vermedi
Bu Livaneli'den okuduğum dördüncü kitap sanırım, yalan yok kalemini sevdiğim biri kendisi ama artık tekrara düşmesinden çok sıkıldım. Bu ülkenin halkını anlatma, bu topraklarda yaşananlara ışık tutma çabasını takdir ediyorum ancak "Madem öyle sadece bir kitabını okumak da yeterliymiş ya" dedirtiyor insana. Sebebiyse yazar, bunu baya gözünüze soka soka yapıyor en çok da bu kitabında. Sanki bir çocuğa uyku öncesi hikayeleri okunuyor gibi hissettiriyor bütün bir kitap. Zaman, mekan ve karakterler arası zıplaya zıplaya bir anlatı oluşturulması ilk başlarda hoşuma gitmişti ancak bir zaman sonra yazar bu seçimiyle sadece kolaya kaçmış gibi geldi. "Misyonlu" yazar kimliği Serenad'da katlanılabilecek bir boyuttayken bu kitapta okura üstten üstten parmak sallıyor sanki. Benim için bardağı taşıran son nokta kendi sözlerine, kitaplarına referans yapması oldu. Önce çok güldüm narsisizmin hangi seviyesinde acaba diye düşündüm sonra sinirden kitabı fırlattım. Şimdiyse sadece çok okunan yazar sendromuna bağlıyorum bu durumu. Kitaptaki neredeyse her hikayede "tek derdi para olan köylü kurnazı adamlar ve güzellik takıntılı aptal kadınlar" tiplemesinin bu kadar cürretkarca tekrarlanmasıysa kendisinin sık sık eleştirdiği anadolulu sığ erkeklerden pek de bir farkı olmadığını kanıtlar nitelikte. Ayıp olmasın diye birkaç olumlu yorum yapacak olursam yine de bu kitaptan öğrendiğim birçok şey oldu bu açıdan keyifliydi ayrıca yazarı, backstory'si güzel doldurulmuş karakterler yazmada başarılı buluyorum. Karakterleri okura tanıtma konusunda gayet iyi zaten başta da söylediğim gibi kaleminden keyif aldığım bir yazar kendisi ama artık bir kitabını daha okumayı düşünmüyorum.
Konstantiniyye OteliZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202022,3bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi
Öncelikle kitabın bir edebi şaheser olmadığını belirtmekle başlamak istiyorum. 2000’lerin başında bir genç kızın başucu kitabı olma niteliğinde bir kitap bana sorarsanız ama bu demek olmuyor ki sevmedim. Dümdüz bir okuma yapıldığında İpek Ongun kitaplarından farksız bu kitapta biraz daha kendimce “derinlikli” bir okuma yaptığımda Türkiye’de kadın olmayı farklı dönemlerde güzel bir şekilde ele aldığını düşünüyorum. Nilüfer’in belki de kitap boyunca “tek gerçek aşk” diyebileceğimiz aşkını yaşamasına engel olan kaderinden daha üzücü olan şey tabii ki kendisi de acı ve sevgisizlikten başka hiçbir şey görmemiş annesiyle olan ilişkisi. Daha doğrusu yine o dönem düşünüldüğünde çok gerçekçi olacak şekilde annesiyle var dahi olmayan ilişkisi. Bu “çok gerçekçi” yorumumu bu kitap hakkında sık sık tekrarlayacağımı şimdiden belirtmem gerek. Kocasının hastalığı/vefatıyla anaocağına geri dönen Nilüfer’in zaten sefil hayatı yetmezmiş gibi kendisini o hiçlikten çıkarabilecek ve sadece ruhuna yarar sağlayacak ilk şey “resim hobisi” de tabii ki aynı bağnaz anne tarafından yerle bir ediliyor. Böylece bu karakterin hani eğer kalmışsa da hayata tutunabilecek tek şansı böylece yok oluyor. Ekşide bu kitap hakkında 2010’dan kalma bir eleştiride bir arkadaş Tarık’la evlendikten sonra niye devam etmedi ki bu hobisine demiş ah be gülüm bu derece sığlığının sebebi ya erkek olmandır ya da her şeyi bildiğini sanan küstah bir genç yetişkin olmandandır diye düşünüyorum. Doğduğu evde sevgi, saygı görmemiş, kendini gerçekleştirebileceği bir alan tanınmamış bir genç kızın “kurtuluşu” olan biricik kocası ölmüş. Uzun bir depresyondan sonra tam tekrardan yaşamaya başlayacakken elinden alınmış bir hobiye, hele de istemediği bir adamla evlenip varlığı; onun karısı, evinin hizmetçisi çocuklarının da anası
Aynada Aşk VardıDuygu Asena · Milliyet Yayınları · 0592 okunma