Kadın Krallığı sanki uzak bir coğrafyayı değil bastırılmış bir ihtimali anlatıyor. Mosuoların dünyasında kadınlar sadece güçlü değil hayatın doğal merkezi. Mülkiyetin, soyadının, mirasın kadınlarda olması bir “ayrıcalık” gibi değil olması gereken bir düzen gibi duruyor. Erkeklerin üstün olmadığı bir toplumda hayatın dağılmadığını, aksine daha sakin ve dengeli aktığını görmek insana şu soruyu sorduruyor
Biz neyi “doğal” diye kabullendik?
Evliliğin zorunlu olmadığı kadınların hayatlarını tek bir erkeğe bağlamak zorunda kalmadığı bu yapı, aşkı da özgürlüğü de kirletmeden yaşatıyor. Mosuolar üzerinden şunu hissettiriyor, Kadınların merkezde olduğu bir dünyada kaos değil, düzen var. Ve belki de asıl radikal olan şey, bunun ne kadar sade ve mümkün olduğu.Bir okuyucu olarak en çok dikkatimi çeken şey kadın egemenliğinin bir güç gösterisine dönüşmemesi oldu. Kadınlar bağırmıyor, yönetiyor. açıklamıyor, yaşıyor. Erkeklerin ast konumda olması bile intikam duygusuyla değil, doğal bir iş bölümü gibi sunuluyor. Bu da kitabı sert bir feminist manifesto olmaktan çıkarıp, sessiz ama çok güçlü bir itiraza dönüştürüyor.