"Bin nedametle nihayet anladık ki dünyada belki her şeyi bulmak kolay, kendini bulmak zormuş. Kendimizi nerede bulalım? Kendi dışımızda nereye koştuksa gurbette kaldık. Kendimize nasıl koşalım?"
Nurettin Topçu
Halbuki insanoğlu, mâsumluğun saf râyihası içinde doğar ve cihana tertemiz olarak gelir. Din de bu fıtrî temizliği korumak için Allah tarafın dan insana verilen bir lûtuf ve merhamet tecellîsidir. Dolayısıyla kul, bu iki sâik sâyesinde gaflet perdelerini aralayabilirse, işlediği cürmün ağırlığını vicdanında hisseder. Onun iç âleminde saklı bulunan fazilet hisleri uyanır. Kalbi büyük bir nedâmetle için için yanar ve ılık gözyaşlarıyla Rabbine gönlünü açar. İşte bu yanış ve pişmanlık "TEVBE"dir.
Bir kimsenin, hiç de mecbûr olmadığı halde, karşısındakine bir bardak su ikram etmesi, bir teşekkür borcu doğurur ki, bu da insani ve vicdani bir vecibe kabul edilir. Aslında bu ölçü, bize Cenab-ı Hakk'ın sayısız nimetleri karşısında nasıl bir minnettarlık ve şükür hissi içinde yaşamamız gerektiğini hatırlatır. Hal böyleyken, bir insanın, fıtratında bulunan cehalet, şehvet, kibir, gurur, hırs, cimrilik, haset, israf ve öfke gibi mezmum sıfatlara temayül ederek, kısaca nefse tabi olarak ilahi nimetler karşısında nankörlük etmesi, onun sahip olduğu fıtrî şerefe gölge düşüren büyük bir aldanıştir.