Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa, sormasa beni
Sen gelsen yeter.
Huzur ellerinin güzelliğidir
Gözlerin karşımda bir mutluluk denizi
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter.
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam,
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter.
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm
Bende sabır, sende naz...
Gündüzden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter.
Duymasa da hiç kimse şair gönlümün
Sende karar kıldığını
Ve içimin şerha şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter.
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu, ürkek...
Bir incecik dal gibi üstüme titreyerek
Eğilsen yeter. Yavuz Bülent Bâkiler
... ve ben, o karanlık saatlerde, yıldızlarla konuşuyor gibi, seni düşünüyor, seni arıyor, adını yıldızlara anlatıyorum, belki de umutla, belki de sevgiyle, belki de sadece sana duyduğum özlemle, içimdeki coşkuyla.
Gecenin siyah örtüsü şehre indiğinde, içimde hüzünlü bir sessizlik belirir. Yıldızlar yavaşça gökyüzüne serpilir, adeta uzaklara düşen umutlar gibi parlarlar. Gecenin sessizliği, ruhumun derinliklerine işler.
Gece, yıldızlara sormak isterim bazen; acaba içimdeki bu hüzün denizi, onların parıldayan ışıklarında mı kaybolmuş?