Hafif hafif çalkalanan denizin ağırlığını, tıpkı bir kitabı okurken karşılaşıverdiğim kendi geri dönüşsüz ölümüm gibi, bir an içimde hissettim, ama gerçek ölümün vermesi gereken “her şeyin sonu geldi” duygusu değil, hayata yeni başlayan birinin merakı, heyecanı kıpırdanıyordu içimde.
Kazanılan her başarının, her sevindirici olayın Napoléon’a mal edilmesi artık bir alışkanlık olmuştu. Bir tavuğun başka bir tavuğa, “Önderimiz Napoléon Yoldaş olmasaydı, altın günde beş yumurta yumurtlayamazdım,” dediği; gölden su içmekte olan bir ineğin “Napoléon Yoldaş’ın önderliği olmasaydı, gölün suyu bu kadar tatlı olur muydu?” diye bağırdığı bile duyulmuştu.