Bir kokusu vardır akşamın ve toprağın.
Candan geçirir insanı yaşama düşman yalnızlığın.
Bilirim tutarsızdır tuttukların; bağıra bağıra bağrına bastıkların.
Bilirim sadece uykularla sınırlıdır ayakta uyutulduğunu unuttuğun anların..
İntihar ediyorsun belki rüyalarında.
Belki de biri öldürüyor seni sıkarak avuçlarında.
Korkuyorsun ölümden de yaşamaktan da.
Olmuyor ikisi de..
Ne yaşam beliriyor yüzünde ne ölüm alıp başını gidiyor sessizce.
Her gün biraz daha ölerek yaşıyorsun.
Her gün yaşayarak biraz daha ölüyorsun.
Her gün..
Biraz daha..
Keşke yapabileceğim bir şey olsa
Bir şey olsa seninle ölmek dışında..
Bugünler senden bir haber bekliyorum. Sağlığını, iyiliğini ve huzurunu bildiren bir haber. Bana gelince şimdilik hiçbir şey sorma. Hiç de rahat değilim.
Benim için yalnız sen mühimsin. Bana kim
ne derse desin hatta bir kıza bu kadar ehemmiyet ve kıymet verdim diye bana kızanlar bile olsa, aldırmayacağım ama sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen Leylâ bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok. Sen Leylâ bana her şeyi, her şeyi unutturabilirsin. Seni, bu muazzam aşka lâyık gördükçe ben, her şeyi yenebilirim Leylâ...
Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında
Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma
Ayrılık lafları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa
Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da
Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa
İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen
İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna
Börekçi! diye bağır istersen şurda
Kısmet çıkar -sanırım- Emek'te oturan kıza
Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben
Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?
Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim
Madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu
Londra'da
Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?
Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca