"Hepimiz kırılgan varlıklarız. Hayat hakkında bir düş kuruyoruz, sevdiklerimizle sonsuza dek birlikte olacağımızı, bela ve musibetlerin bize erişmeyeceğini hayal ediyoruz. Oysa hayat yordanamıyor. Ani sıçrama ve kırılmalarla seyri birden değişebiliyor. Hayat ırmağımız, bazen karmaşalar, beklenmedik olaylar, tesadüflerle yatak değiştiriyor ve bizi hiç ummadığımız bir menzile ulaştırıyor."
"Bir ‘ihtimam ahlâkı’na ihtiyacımız var. Yaralamayan bir hayırseverliğe, acımaktan doğmayan bir adalete. Tahakküm etmeyen bir merhamete susamış durumdayız. Bunun için saygının günübirlik ilişkilerde canlandırılması, her yurttaşın saygıya layık olduğunu hissetmesi ve bu duyguyu içselleştirmesi gerekiyor. [...]. Çoğu açlıklar gibi, saygı kıtlığı da insan yapımıdır; yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman niçin saygı bu kadar kıt olsun ki?”
"... bilinmeyenle etkileşim, kendi hakkımızdaki görüşümüzü de bir ölçüde değiştirir. Hep söylendiği gibi, kişi bilmediğinin düşmanıdır ve bilmek, bize dostluğun cennet kokusunu vaat eder."
"Hayatı sadeleştirmek gerekiyor, basit yaşayan insanlar, kanaat edebilenler, ele geçirmeyi reddedenler, kendilerini sınırlandırabilenler bir adım önde yürüyor. Onlar, nadide sarı laleler gibi, ışıltılarıyla dünyayı güzelleştiriyor."
"İnsan yalnızlaşıyor. Şöyle dikkatlice etrafınıza bir bakın. Kaç kişi bir diğerini dikkatle dinliyor? Kaç kişi gönlünden geldiği gibi meramını ifade edebiliyor? İnsan dili kötürüm ve kekeme bir hal almış durumda. [...]. İnsan yabancılaşıyor. Sadece ruhuna değil, bedenine de yabancılaşıyor."