Dört bir yanına bakarak şarkılar mırıldanır, gülümseyerek ayağa kalkar, beni omuzlarımdan tutarak sarsmaya gelir ve birkaç dakika, çevresindeki nesnelere emirler verir gibi yapardı. Benden ne beklediğini, hızlı ve alçak sesle açıklardı.
Geçmişte kalan bir kimseyi düşünmek elden gelir mi acaba? Birbirimizi sevdiğimiz sürece en önemsiz yaşantılarımızın, en hafif acılarımızın bile bizden koparak geride kalmasına göz yummamıştık. Sesleri, kokuları, gün ışığının küçük ayrımlarını hatta birbirimize açıklayamadığımız düşüncelerimizi bile alıp götürmüştük. Bütün bunlar canlılıklarını yitirmediler. Bugün bile bize ya acı ya da sevinç veriyorlar. Bir anı değil, söndürülmez ve yakıcı bir aşk; geriye çekilmek, gölgeye ya da bir kuytuya sığınmak olanaksız.