Phoenix

Neyin peşinden gittiğini gösteren bir karakter meselesi
Puan vermedi·120 syf.··
2026 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 02:25
Bence Şölen, insanların “aşk” dediği şeyin aslında ne kadar derin, karmaşık ve bazen de yanlış yaşanan bir şey olduğunu anlatıyor. Ama bunu klasik bir aşk hikâyesi gibi değil; sevgiyi parçalayarak, sorgulayarak, hatta bazen insanın yüzüne vurarak yapıyor. Kitabı okurken sürekli şunu düşündüm: Aradan binlerce yıl geçmiş ama insanlar hâlâ aynı boşluklarla, aynı arayışlarla yaşıyor. Altını çizdiğim çoğu yerde şunu hissettim; Platon burada sadece “birini sevmek”ten bahsetmiyor. Bir insanın sende neyi uyandırdığından bahsediyor. Seni büyüten mi, küçülten mi, dönüştüren mi… Asıl mesele biraz bu gibi. Ama beni en çok etkileyen bölüm kesinlikle Diotima’nın sevgi üzerine anlattıkları oldu. Çünkü orada aşk bir “sahip olma” duygusu gibi değil, eksiklikten doğan bir arayış gibi anlatılıyor. Sevgi; insanın iyi olana, güzel olana, tamamlanmış hissetmeye doğru yönelmesi gibi. Ve çok gerçek bir yere dokunuyor aslında: İnsan sevdiği şeyde biraz kendini kurtarmaya çalışıyor. Biraz da ölümsüzleştirmek istediği üzerinden. Özellikle Sevgi’nin “Bolluk ve Yoksulluk’un çocuğu” olarak anlatılması inanılmaz etkileyiciydi benim için. Çünkü orada aşk ne tamamen güçlü, ne tamamen eksiksiz. Hep bir arayış halinde. Hem yoksun, hem de güzelin peşinden gitmeye mahkûm. O yüzden aşk burada kusursuz bir şey gibi değil; insanı sürekli bir şey aramaya iten bir eksiklik hali gibi duruyor. Bir de şu fikir çok vurdu beni: İnsan aslında sadece “kendi yarısını” aramıyor. İyi olanı arıyor. Çünkü Platon’a göre insan kötü bulduğu şeyi, kendinden bile olsa istemez. O yüzden mesele yalnız kalmamak değil sadece; insanın ruhuna iyi gelen şeyi bulması. Kitap boyunca sevgi bazen tanrısal, bazen narin, bazen dönüştüren, bazen de insanı yoran bir şey gibi anlatılıyor. Ve sanırım en sevdiğim tarafı da buydu: Sevgi tek
Şölen - DostlukPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20195,2bin okunma
Reklam
Kirpilerin yaşama uğraşı üzerine
Puan vermedi·184 syf.··
2023 18. kitabı
·
67 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2023 20:36
Uyandığında nerede olduğunu da hangi kimlikle orada olduğunu da başta farketmeden büyük bir şaşkınlık ve panikle etrafındaki detaylardan bir tiyatro kulisinde olduğunu kavrayan, ancak hangi oyuncu rolünün kendine ait olduğunu hatırlamadığından dolapları sırasıyla açmaya başlayıp kendine uygun kostümü arayan, denediği her kostümle bir türlü özdeşleşemeyen, nihayet bakmadığı son kilitli dolabın kendine ait olduğunu anlayıp aynı heyecanla dolaba yönelen ancak dolabı açtığı o anda gördüğü boşluğun dehşeti karşısında yere yığılan, kendine olan yabancılığıyla yüzleşmek zorunda kalan tiyatro sahibinin hikayesi, sanıyorum bir kısmınıza tanıdık gelmiştir bu hikaye. Elinizdeki kitap tam da bu çarpışmaya benzer nitelikte. Buradan kendi üzerimize düşenleri alıp alamayacağımız da sanırım kendimize ne derece yakın olduğumuz ya da yakın olmak isteyip istemediğimizle ilintili. Kendimize karşıt düşen davranışları nasıl geliştirdiğimizi göremedikçe, neyi aşmamız gerektiğini de göremeyeceğimizi söylüyor yazar daha en başından. Birey ve toplum Anne baba çocuk Öfke, Kaygı, Değersizlik Duygusu, ortak yaşam birliği gibi farklı konu başlıkları altında daha çok Sigmund Freud’yen bir çerçeveden insanın tiyatro kulisinde üzerine giydiği her yeni kostümde aldığı toplumsal roller üzerinden sergilediği davranışların altındaki psikolojik “nasıl”ları anlamaya çalıştığınız ve kendi doğaçlamanızı yazıp bunu önce kendi kendinize sahnelemeden kalabalıklara faydalı olamayacağınız tek kişilik bir sahne sunuyor. Stefan Zweig ’ın dediği gibi, Bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan kişi bütün insanları anlar. Kendinizle aranızdaki mesafenin giderek kısaldığı keyifli okumalar..
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,4bin okunma
Beni Kör Kuyularda- Az spoiler
9/10
·240 syf.··
2020 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2020 20:37
Daha kitabı elinize ilk alışınızla sizi içine çeken kuyunun soğukluğunu hissedebilirsiniz. Bu kuyuda neler var derseniz, insanların acıya seyirci kalması, üzerine bu seyirden büyük keyif alması Keyif aldıkları yetmezmiş gibi bir de bu haz için birtakım manen ve madden bedeller ödemesi ve dahası. Kısacası, O kuyuya eğilip el uzatmaktansa kuyuda kalan son suyu, kendimizi bu karanlığa bulaştırmadan nasıl tüketiriz sorusuna cevap arayan insanların büyük kayıtsızlığına şahit oluyorsunuz bu başyapıtta. Ve sonunda, “Acaba bir kısır döngü mü ?” Demeden alamıyor insan kendini “Tam her şey bitti derken aynı noktadan tekrar mı kırılacak?” Ucu açık kalan bazı soruları da yine okuyucunun hayal gücüne bırakmış Hasan Ali ya da kim bilir insanoğlunu kör kuyulardan çıkarıp alacak yeni bir başlangıç yazacaktır. Fazla spoiler vermeden kitabın gerçekten tüm bu kayıtsızlığın içindeki toplumsal yozlaşmayı nasıl güzel ele aldığını ve Hasan Ali’nin yine yazarlığın hakkını verdiğini belirtmek isterim . Keyifli okumalar...
Edebiyat
Beni Kör KuyulardaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202011,4bin okunma