Görebildiğim kadar dağ görmek istiyorum. Yanlarından, içlerinden ve üstlerinden görmek ve her birine isterse birbirlerinin aynısı olsun, dünyanın binbir meşakkatle varılan tek dağı gibi, elimde olmayan derin bir hayretle bakıyorum. Tıpkı kendi yavrularıma ve denize baktığım gibi. Tıpkı sayısız ve çabuk çabuk ve kolayca oluşuna rağmen, uyuyabilmemize ve uyuduktan sonra da uyanabilmemize duyduğum derin hayret gibi bir hayretle.
Ekran, insanı köksüzleştiren onu yersiz ve yurtsuz kılan devasa bir pazardır. İnsan bu pazarda acele adımlarla koşar, her şeyi satın alır, bilgiye hızla ulaşır fakat ne ilerleyebilir, ne mutmain olabilir, sonunda varacağı yer koca bir boşluk yahut belirsizliktir.