Bir cinayeti aydınlatmak, kanıtlar ve mantık kadar sezgiyi de gerektirirdi. Hanşiçi, suçluların ardında bıraktığı görünmez izleri hissedebilirdi. Zihninde çözülememiş bir bilmece gibi duran davalar, bir bir çözülürken, her çözümde insan ruhunun derinliklerine dair yeni bir pencere açılırdı.
Dedektif Hanşiçi, çözülemeyen olayların girdabında her zaman sakin kalmayı başaran biriydi. İnsanlar suçların ipini çekerken, o iplerin birbirine nasıl düğümlendiğini izlerdi. Gerçek daima detaylarda saklıydı; gizemi çözmek, o detayların arasında bir ipucu bulmakla başlardı. Oysa her dava, sadece bir sonuca değil, yeni sorulara da kapı aralardı.