Sabahattin Ali'nin zengin dilinden ortaya çıkmış 16 öyküden oluşan bir eserdir. Her öyküsü farklı bir konu farklı bir duygu aşılar insana, özellikle beni cok etkileyen değirmen öyküsünde bir çingenenin aşkını ve aşkı için neler yapabileceğini anlatıyor.
Atmaca adındaki gencin ne gittiği yerlerdeki kızlar ne de çingene kızları ilgisini çekmez, değirmenin önünde klarnetini çalarken hem değirmenciyi hem de değirmencinin sakat kızını büyüler ve onlar kanepeye oturup sessizce Atmaca'yı dinlerler. Değirmencinin kızı yıllar önce değirmenin çarklarına sağ kolunu kaptırmış ve çocukluğunu tüm yaşıtlarının eğlencesini, gülüşmelerini izleyerek geçirmiştir. O kadar zamandan sonra kız ve Atmaca arasında bir aşk başlar. Atmaca kızla konuşur ve ona onu sevdiğini söyler, kızın verdiği cevap karşısında kızı haklı bulur. Günden güne erir, o vazgeçemediği klarnetini de çalamaz hâle gelir. Bir gün herkesin toplanmasını ister ve hava soğuk olduğu için değirmenin içinde toplanırlar. Atmaca klarnetini öyle bir çalar ki herkes ağlamaya başlar, kızın gözlerine baka baka çalar klarnetini ve klarnetini parçalayıp, kırar. Koşarak değirmenin çarklarına gidip bir kolunu uzatır ve artık onun da bir kolu yoktur...
İşte etkilendiğim bir öyküydü, hâlâ etkisindeyim ve unutamadım. Ama bir yandan da bakınca böyle aşklar sadece kitaplarda var olabilir diye düşünmüyor değil insan. Alıntıladığım " Peki ama bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek onu istemek sevmek midir?" kısmı bu öyküyü okumadan öncekileri belki çok etkilemez seviyorsam dokunurum, öperim gibi düşünür, ama öyküyü okuduktan sonra fikirlerin değişeceği kanaatindeyim. Demek ki hiç dokunmadan, öpmeden, sarılmadan da sevgi olurmuş.
Sabahattin Ali'nin zengin dili, betimlemeleri ve unutulmaz kurguları adeta insanın duygularını kabartıyor.
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,9bin okunma