…
“Ne içersin?” diye sordu.
“Kahve” diye kendiliğinden döküldü kelime ağzımdan.
“Sade kahve.”
Gülme lütfen, evet şekerli severim ama böyle mühim, böyle ciddi bir adamın yanında şekerli kahve isteyemedim işte.Tamam, şimdi düşününce çocukça geliyor… Öyleydim zaten… Yeterince olgun olsaydım, bugünkü aklım olsaydı, sadece kahve istediğin gibi söylemekle kalmaz belki de… Belki de… Bilmiyorum, orası hâlâ müphem. “Kusura bakma Basri kumandanım, bütün gece düşündüm, bu iş bana göre değil, ben sevgilimle Paris’e gideceğim” der miydim, bundan hiç emin değilim. Neyse, Basri Bey garsona kahveyi söyledi, sonra müşfik bir ışıkla aydınlatan kahverengi gözlerini bana dikti.
“Eee, ne diyorsun?”
…