Bu zayıf kaderin karşısında, başka bir adamın gerçek ölümünü hatırlıyordum. Kendisi bir bahçıvandı ve bana ölüm döşeğinde şöyle demişti: "Biliyor musunuz toprağı kazarken bazen terler, yorulurdum. Romatizma ağrılarım bacaklarıma vururdu ve bu köleliğe katlandığım için kendime lanet ederdim. Ama şimdi, biliyor musunuz, sadece kazmak, sürekli kazmak istiyorum. Ne güzel bir iştir o. İnsan kazarken ne kadar da özgürdür. Üstelik ben yokken ağaçlarımı kim budayacak?"
Bu adam arkasında nadasa bırakılmış bir tarla, nadasa bırakılmış bir gezegen bırakıyordu. O, bu dünyanın tüm topraklarına ve bu toprakların tüm ağaçlarına aşkla bağlıydı. İşte bu adam, cömertti, gönlü açıktı, bir asilzadeydi! Kendi yaratısı adına ölümle savaşan bir adamdı, tıpkı Guillaumet gibi gerçek bir cesurdu!