Bu kitabın ana konusu hakkında kendimle dahi çelişiyorum.
Başlangıçta iki dostun hikayesi diye başlayan bu değerli yapıt. Arkady ve vasya arasında geçmektedir
Vasya ve arkady aynı odada kalan iki memurlardır. Vasya liza ile kendi aralarında nişan yaparlar tabi lizanın annesinin onayı ile bu durumu arkady’e anlatan vasya çok heyecanlıdır. Bu heyecanın ve sevincin onu delirteceğini nerden bilebilirlerdi ki vasya aynı zamanda çok iyi yazı yazma yeteneğine Sahiptir ve patronu tarafından verilen yüzlerce sayfalık yazıları yazma görevini bu heyecan ve sevinçten unutmuştur anlayacağınız aşk’a ve hayallere dalmıştır hayallerinin hayatının sonu olacağını bilmeden tabi evlenme hayalleri kuran vasya kendisine verilen görevi son günlerde hatırlamıştır ve yetiştirmek için elinden geleni yapmaya çalışmıştır lakin bu görev haftalarca sürmesi gerekirken vasya onu bir iki geceye sığdırmaya çalışmış ve bu konuda kendisinin limitlerini fazlasıyla zorlamıştır. Uykusuz geçen geceler onun artık sadece bir beden olarak ortada kaldığını gösteriyor değişik tavırlar edinmiş ve arkady ise bu durum karşısında çaresiz kalmıştır uykusuz geçen günlerin sonu karanlıktı vasya ruhunu kaybetmiş ve dönüşü olmayan yola girmiştir o artık bir delidir arkady ise tek başına kalmıştır. Liza’ya gelince yaklaşık iki yıl sonra kilisede karşılaşan liza ve arkady lizanın yanında bir süt nine ve kucağında çocukla liza evlenmiş hayatını düzene oturtmuş ve mutlu mu bilinmez ama yoluna devam etmiş.
Çok severek okuduğum bu kitabı bir kere daha okuyacağım o zaman ki düşüncelerim ne olur bilinmez ama artık onu da o zaman düşünürüz. Ve bu incelemeyi kimse sonuna kadar okumaz diye düşünüyorum ama yine de sormak istiyorum bu hikaye bir aşk hikayesi mi dostluk hikayesi mi yoksa maaş aldığı adama olan sadıklığının sonucu
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
(Spoiler)Dostoyevski’nin okuduğum ilk kitabı başında kendimi bulduğum ve severek devam ettiğim bir kitap oldu bir solukta okudum hemen. kitabın dili anlatış tarzı insanın hemen hikayeye girmesini sağlıyor bunun en büyük Nedeni ise olayların başlangıcının hayal aleminde olmasından kaynaklanıyor ismini bilmediğimiz genç uzun zamandır st.petersburgda yaşamaktadır hiçbir arkadaşı olmadığı için kendi hayal aleminde yaşamaktadır insanlardan çok sokaklarla evlerle kendi kendine konuşmaya çalışan genç yalnızlığı dibine kadar yaşıyor. Olay dört gece ve bir gündüzden oluşmaktadır. sekiz yıldır St. Petesburg’da yaşayan ve ismini öğrenemediğimiz gencin yıllardır içinde yaşadığı yalnızlığı, hayâllerini süsleyen aşkını bulduğunu sanması üzerine hayal dünyasından çıkarak gerçek hayata adım atmadaki aceleciğini kendi anlatımından okumuş oldum Şehri çok iyi tanıyan, insanlardan çok şehirdeki evlerle, yollarla, mekânlarla arkadaşlık yapan, onları ve bu mekânları hayâlindeki olaylarla bütünleştiren bu gencin birbirinin aynı olan günleri, bir gece nehrin kenarında ağlayan on yedi yaşındaki bir genç kız görmesi ve onunla tanışarak hayâlindeki sevgilinin suretini ona giydirmesi ile tamamen değişir. Nastenka, kör ninesi ile yaşayan, evlerinde kiracı olarak kalan ve kendisine Walter Scot, Puşkin’in kitaplarını getiren, kendisini Sevil Berberi operasına götüren kişiye âşık olan, dünyayı tanımayan, cahil bir genç kızdır. Sevgilisini beklerken tanıştığı kahramanımız ile geçirdiği dördüncü gecede, sevgilisinin kendisini terk ettiğini düşünerek yeni bir sevgiye yelken açan ama sevgilisinin dönüşü üzerine koşarak sevgilisine giden bir genç kızdır.
Empati yaparak bile hissetmek çok kötü bu duyguyu. Yeni bir kitapta görüşmek ümidiyle.