Karizmatik bir ruhani lider dua ediyor: “Allah’ım... uzaylılar tarafından kaçırılıp, ameliyat edilen... galaktik organ ticaretinin kurbanı olan din kardeşlerimize, sağ salim gezegenimize dönmeyi nasip et...”
“Aaamiiin.”
“Gizli ajanlarca hafızası silinen kullarından, zihin kontrol yöntemiyle suça, günaha itilenlerden ve yeraltı laboratuarlarında denek olarak kullanılanlardan yardımını, rahmetini esirgeme.”
“Aaamiiin.”
“Ey çoklu evren sisteminin rabbi; cemaatimizin müdavimlerinden olup, bilerek ya da bilmeyerek, iblisin hipnotik vesveselerine kapılan, nihayetinde tövbe ederek kozmosun akışına ayak uydurmaya yönelenlerin, paralel evrenlerdeki günahkar versiyonlarını da ıslah eyle...”
“Aaamiiin.”
Türkçe’ye hakimiyetimi bir anda yitirdim. Keş cazcının alkollü tükürüğüyle paslanmış trompetinki gibi bir sesle “Dü-ce-ç-b-ak-ta-se-b-o” diye inledim. [“Dünya cennete çok benziyor, aksi takdirde sen burada olmazdın” demeye çalışıyordum.]
Gözleri, deniz facialarına yol açabilecek mavilikteydi. Ağzı, pırıl pırıl bir öpücük atölyesi. Bu kadın, şişelenmiş yıldırıma benziyordu. Kainat güzeli seçilmediyse, adaylığını koymadığındandır. Cazibe ve masumiyet onun bedeninde mükemmel bir kombinasyon oluşturuyordu