Gerçeklikte, asıl şaşırtıcı ve handiyse esrarengiz sayılabilecek yan, insan beyninin, gelişme evrelerini belirlemiş olan salt pragmatik ihtiyaçlara ve bu ihtiyaçlara göre şekillenmiş işlevlere yönelme zorunluluğuna rağmen, öteki deyişle, beynimizin evrimleşmiş bir organ olmasına rağmen, bugün hayatta kalma şansımızı, çevreye uyum sağlama yeteneğimizi artırmak ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan, gezegenlerin hareketleri gibi olguları ve durumları gözlemekle kalmayıp bunları inceleyip yorumlayabilecek bir organı temsil edecek hale gelmiş olmasıdır. Burada söylediklerimizi bütün mantıksal sonuçlarıyla değerlendirebilen bir okur, doğada olup biten, örneğin atomaltı dünyada, kuantumlar alanında sürüp giden onca olayın bizim algılarımıza niçin kapalı olduğunu bir anda kavrayabileceği gibi hayatta kalma koşullarımızla, çevreye uyum mecburiyetimizle hiçbir doğrudan bağı bulunmayan bu gibi gerçeklik düzlemleri ile ilgilenişimize şaşmadan edemeyecektir.
Organik ve yeşil diye markalama küçük ve büyük ölçekli marketler için talih kuşu olmuştur. Bu terimlerin anlamı her neyse, ayrıca yüksek fiyatın kazık yemek olarak görünmediği anlamı da vardır.
Böylece, hiç kimse duymadığı takdirde ormandaki bir ağacın düşmüş olup olmayacağı şeklindeki eski felsefi bulmaca, yeni bir şekil almış oluyor. Bir Newton taraftarı, ağacın gözlemden bağımsız olarak düşebileceğini ileri sürebilir. Fakat Kopenhag ekolünden gelen biri, gözlem yapılıncaya kadar ağacın her durumda (devrilmiş, ayakta, fidan, yetişmiş, yanmış, çürümüş v.b.) var olabileceğini, gözlem yapıldığı anda ise birdenbire var olma durumuna geçeceğini söyleyecektir. Dolayısıyla kuantum kuramı, ortaya tamamen umulmadık bir yorum getirmektedir: Ağacın gözlemlenmesi, ağacın durumunu, yani devrilmiş olup olmadığını belirler..