bugün katıldığım havacılık psikolojisi sempozyumundan ilhamla eiman jahangir'in çabalarından ve "hayırlısı" kelimesinin insanın yaşanmamış ihtimallerini bilişinde yerin dibine sokabileceği gibi göğün en yüksek tepesine de çıkartma potansiyelinden bahsetmek istiyorum.
jahangir çocukluğundan beri doktor ve astronot olmak istemiş, astronot olmak ona bir Doğulu olarak o denli imkansız gelmiş ki daha imkanlı olan alanına yönelip doktor olmuş fakat astronot olma ateşi içinde hiç sönmemiş. 2001 yılında seçmeleri kaybetmiş, 2013'te yeniden denediğinde yeniden kaybetmiş. o da alanında uzmanlaşmış kardiyoloji uzmanı olmuş. yine de tekrar tekrar astronot olmak için (veya ona yüklediği anlam için) denemiş. bir gün uzaya çıkmanın yolunun sadece NASA olmayacağını keşfettiğinde sivil bir şekilde uzaya çıkma fırsatı bulmuş. derken bu da yetmediği için tekrar denemiş ve şu an hem astronot hem kardiyolog.
bu hikayede kendi hayatımla özdeşim kurdum. varlığımı bildiğim bileli asker olmak isteyen küçük bir çocuktum. ilkokulda okulumuza fotoğrafçılar resim çekmeye geldiğinde 'benim resmimi çekemezsiniz, ileride asker olacak birinin kimliği ifşa olmamalı' diye bahçeye koşuşumu, öğretmenlerimin beni zar zor yakalayıp poz vermeye zorlayışını hatırlıyorum. biraz daha büyüyüp şeref yoksunu insanların asker olamayacağını düşünmem ile şerefli olup olmadığımı anlamlandırmaya çalışırken tam yedi yılımı geride bırakışımı ve en son şerefli olduğuma kanaat getirişimi hatırlıyorum. çoğu insan hayattaki amacını en erken, kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası evresinde ergenken bulur sanırım. Ben küçük bir çocukken bulduğum için askeriyeyi ilk denediğim vakte kadar yaşadığım geç kalmışlık hissinin altında yıllarca ezilişimi hatırlıyorum. bu yüzdendir ki askeriyeyi ilk defa denediğimde bile yıllardır onu