"Her şey vaktini bekler."
Kimim ben, Mevlana'nın dostu Şems'im ben!
Şems; güneşin hem yanan hem yakan yazgısı. Şems sıra dışı bir insan, sıra dışı sözlerin sahibi.
Şems karanlık. Şems güneş.
Aşkı için başını seve seve veren adam. Yaşadığı şekilde gösterişsiz ve gizemli bir şekilde göçtü bu alemden.
"Ey insan!
Kafdağı kadar yüksekte olsan da,
kefene sığacak kadar küçüksün.
Unutma, her şeyin bir hesabı var,
üzdüğün kadar üzülürsün."
Şems-i Tebrizi’nin adı, Mevlana Celaleddin-i Rumi ile duyulmuş gibi sanılsa da aslında o, "İslam Dininin Güneşi"dir. Rumi’nin olgunlaşmasını sağlar ve Divan-ı Şems-i Tebrizi olmak üzere pek çok eseri yazmasında ona ilham ve bilgi kaynağı olur.
Şems, Rumi’nin gölgede kalan kısmını aydınlatan cevherdir. Rumi’nin "merhamet okyanusuna" okyanus, "bilgi ummanına" umman katar. Rumi’yi tıkandığı yerden çıkarır, hakikatin göz kamaştırıcı aydınlığı ile kavuşturur."
Hüzün taze tutar aşk yarasını...
Ama hüzünden yana asla yakınmadık.
Aşk susuzdur; susuzu arar; bunlar gece ile gündüz gibi birbirlerini kovalar dururlar! Gündüz geceye âşıktır; hem de çaresiz bir âşık! Fakat geceye bakarsan, o da gündüze, daha da fazlasıyla âşıktır! Onlar; birbirlerini aramaktan bir an bile vazgeçmezler; birbirlerinin arka sından koşar dururlar; bir an bile durup dinlenmezler! O bunun ayağına yapışmıştır; bu onun kulağını tut muştur! Bu ona dalmıştır, o da bunun yüzünden aklını
kaybetmiş, kendinden geçmiştir! Maşukun gönlünde ne varsa, hepsi de âşıktır; Azranın gönlünde hep Vamık vardır!”
Yüreğime talipsen yalnızlığını bana adayacaksın
Külli iradede yazılı olsa da, cüzi irade ile bazen, kendi kaderimizi kendimiz çağırırız. Biz bir yola çıkarız ve yola çıkma kararını kendimiz aldık sanırız. Oysa hayat, biz onu yaşarken çizilen yollardır. Hep önceden, hep