Dinle neyden, duy neler söyler sana,
Derdi vardır ayrılıklardan yana.
“Kestiler sazlık içinden” der beni,
Dinler ağlar hem kadın hem er beni.
Hasret anlatmak için bulmam gerek,
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek,
Asılı kaybetmişse bir insan arar,
Asıla dönmek için hep uygun an arar.
Kâh dosta yoldaş olup, kâh düşmana,
İnleyip sesler duyurdum her yana.
Dost olur zannımca her insan bana,
Bihaber gel gör ki, sırrımdan yana.
Sırlarım olmaz iniltimden uzak,
Her göz etmez fark, işitmez her kulak.
Saklı olmaz birbirinden can ile ten,
Kalbi, akrep ve yelkovan arasına sıkışmış bir “ben”in beyhude kendini arama macerası için atıyor. Ruhunda ise birçok gedik açılmış toprağını hoyratça kullanan insanlar yüzünden. İbni Haldun'un ortaya koyduğu “asabiye” kavramı,
yani cemaat şuuru köylerde şehirlere nispeten fazla. Bu sayede köyler, bir nebze olsun kurtarabilmiş bağrında sakladığı
insanları modern yaşamın açmazlarından. Şehirlilerin bangır bangır bağırarak topa tuttuğu muhafazakâr ve gelenekçi yapı, toplumun en küçük birimi olan ailenin korunağı olmuş
köylerde. Şehirlerde cemaat şuurun yerini zevk, lüks, çıkarıldığı için "asabiye" idraki zayıflamış, aileler imamesi kopan bir tespih gibi savrulmuş her bir yana.