Sübhanallah..❤️
Kelamın Ötesindeki Sır: Müteşabihlerin Gölgesinde Hakikat Arayışı
Kur’an-ı Kerim, ruhun karanlık dehlizlerine sızan bir nur, kâinatın her zerresine düşen bir ilahî kelamdır. Bu kelamın içinde "muhkem" ayetler, hayat binasının sarsılmaz temellerini, duvarlarını ve çatısını oluşturur; onlar apaçıktır, yol göstericidir, imanın kalesi gibidir.
Fakat bir de "müteşabih" ayetler vardır ki; onlar, o muazzam binanın pencerelerinden sızan ama kaynağı ancak arşın ötesinde olan birer ışık hüzmesidir. Onlar, aklın bittiği yerde kalbin diz çökmesi için bırakılmış mukaddes birer muammadır.
Müteşabih ayetler, Allah’ın sonsuz sıfatlarını, O’nun "eli", "yüzü" veya "arşa istivası" gibi beşerî dilin dar kalıplarına sığdırılamayacak hakikatleri bizlere sunar.
Ancak bu sunuş, bir tanım değil, bir davettir; aklın "nasıl?" sorusundan vazgeçip kalbin "Sübhânallah" makamına yükselmesi için kurulmuş birer imtihan köprüsüdür.
Çünkü sınırlı olan insan aklı, Sınırsız Olan’ı (celle celâlühû) kendi kelimeleriyle kuşatamaz. Müteşabih, tam da bu noktada devreye girer: "Ey kulum," der, "senin anlayışın bir damla, Benim hakikatim ise uçsuz bucaksız bir okyanus. Bu ayetler, o okyanusun kıyıya vuran dalgalarıdır; sen denizin derinliğini merak et ama kıyıdaki kumlarla oyalanma."
Gaybi konular, cennetin o dünyayı aşan tasvirleri ve cehennemin ürperten derinliği; hepsi bu müteşabih iklimin birer parçasıdır. Bunlar, kalbin "inşaatında" sabrı ve edebi öğreten unsurlardır.
İnsan, müteşabih bir ayetle karşılaştığında, aslında kendi "hiçliğiyle" yüzleşir. "Biz buna iman ettik; hepsi Rabbimiz katındandır," diyerek başını öne eğenler, ilimde derinleşenlerdir.
Zira müteşabih, bir karanlık değil, gözün kamaşmasına sebep olan aşırı bir aydınlıktır. Aynaların buğusu silindikçe ve nefs