Allah’ı hissetmek istiyorsanız doğaya, şeytanı görmek istiyorsanız insanlara, melekleri görmek istiyorsanız hayvanlara bakın.” Şems-i Tebrizi " Bakmak ile görmek arasındaki fark..." "Şems'in aynasından varlık alemi." "Nereye bakarsan bak, gördüğün sensin." "Doğa ilahi bir sanattır, kusursuzdur. Hayvanlar masumiyetin yeryüzündeki gölgeleridir.insan ise hem nuru hem narı içinde taşıyan bir muammadır. Şems der ki; gördüğün her şey aslında senin kalbinin bir yansımasıdır."
Alıntı
Hakiki aşk, yeryüzü lügatlerinin sığ hecelerinde değil, kalbin ücra dehlizlerinde saklı kutsal bir muammadır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aklımın soyulduğu şehirde bana rast gelme! Seni kendim gibi düşünmek muammadır. Özenle dokunmuş kilim yerde paralanır, kalbim harlanır; yağan yağmur sana yaranır, ben yaranamadım...
1000Kitap
Aklımın soyulduğu şehirde bana rast gelme Seni kendim gibi düşünmem muammadır Özenle dokunmuş kilim yerde paralanır kalbim harlanır ….
Sübhanallah..❤️ Kelamın Ötesindeki Sır: Müteşabihlerin Gölgesinde Hakikat Arayışı ​Kur’an-ı Kerim, ruhun karanlık dehlizlerine sızan bir nur, kâinatın her zerresine düşen bir ilahî kelamdır. Bu kelamın içinde "muhkem" ayetler, hayat binasının sarsılmaz temellerini, duvarlarını ve çatısını oluşturur; onlar apaçıktır, yol göstericidir, imanın kalesi gibidir. Fakat bir de "müteşabih" ayetler vardır ki; onlar, o muazzam binanın pencerelerinden sızan ama kaynağı ancak arşın ötesinde olan birer ışık hüzmesidir. Onlar, aklın bittiği yerde kalbin diz çökmesi için bırakılmış mukaddes birer muammadır. ​Müteşabih ayetler, Allah’ın sonsuz sıfatlarını, O’nun "eli", "yüzü" veya "arşa istivası" gibi beşerî dilin dar kalıplarına sığdırılamayacak hakikatleri bizlere sunar. Ancak bu sunuş, bir tanım değil, bir davettir; aklın "nasıl?" sorusundan vazgeçip kalbin "Sübhânallah" makamına yükselmesi için kurulmuş birer imtihan köprüsüdür. Çünkü sınırlı olan insan aklı, Sınırsız Olan’ı (celle celâlühû) kendi kelimeleriyle kuşatamaz. Müteşabih, tam da bu noktada devreye girer: "Ey kulum," der, "senin anlayışın bir damla, Benim hakikatim ise uçsuz bucaksız bir okyanus. Bu ayetler, o okyanusun kıyıya vuran dalgalarıdır; sen denizin derinliğini merak et ama kıyıdaki kumlarla oyalanma." ​Gaybi konular, cennetin o dünyayı aşan tasvirleri ve cehennemin ürperten derinliği; hepsi bu müteşabih iklimin birer parçasıdır. Bunlar, kalbin "inşaatında" sabrı ve edebi öğreten unsurlardır. İnsan, müteşabih bir ayetle karşılaştığında, aslında kendi "hiçliğiyle" yüzleşir. "Biz buna iman ettik; hepsi Rabbimiz katındandır," diyerek başını öne eğenler, ilimde derinleşenlerdir. Zira müteşabih, bir karanlık değil, gözün kamaşmasına sebep olan aşırı bir aydınlıktır. Aynaların buğusu silindikçe ve nefs
Birçok şey yaşar insan ve birçok şey de yaşayamaz. Hangisinin daha acı olduğuysa muammadır.
Duygu ve Düşünce