Aslında kalbe düşen sızı, aşkın ona davetiydi. Kitap okunması gerekenler listesine eklenmeli diye düşünüyorum, genç kızımızın hakkı bulma, arayışını anlatıyor kitap. Kim bilir belkide başka bir hayatın yolunu değiştirmeye vesile olacaktı, akışı, ilerleyişi, olay örgüsü gayet güzeldi. Ben tek bir kusurunu dile getirmek istiyorum, (haşa yazarımıza lafım yok) ama olmaması gereken mühim birşeyi belirtmem gerekiyor. Kitapta şeyhlerine olan teslimiyetleri ve bağlılıkları abartı olmuş, olması gerekenden çok daha fazla. Efendimize (as) yazılan bir kitap olsa, ona olan sevgisini dile getirse ammena, ama öyle bir durum söz konusu değil. Şeyhlerini Allah katına kadar çıkarmaları olmaması gerekendi, dışında herhangi bir pürüz yok zannımca.
Aşk.. bazen kelimelerle anlatamaz insan, kifayesiz kalır, cümleler düğümlenir, aklı karışır, kalbi hızla çarpar insanın. Burada Zülal’in aşkı çok güzel bir kalemle anlatılmış, bahsettiğimiz aşk bildiğimiz insani duygu olan, fanilere duyulandan değil, Yaradana duyulan aşk, ona olan bağlılık, teslimiyet, ve metanet, bitebilir miydi bu duygu sevgiliye karşı? Ölüm gününü düğün günü olarak gördüğü kadar seviyordu, ona kavuşmak olarak görüyordu. İşte öyle seviyordu Mevlâ’yı, öyle körü körüne, düğümlenircesineydi sevdası. Belki fani dünyada sonları vuslat değildi ama uhrevi hayatta ahiretliktiydiler.. (anlayan anladı)
İnsan hiç sevgilisine kavuşana ağlar mı?
(syf 340)
Selam ve dua ile