Aşırı sağcı Ben-Gvir’in "Trump’ın anlaşması bizi bağlamaz, İsrail ABD’nin bir sömürgesi değil" cümlesi ile Netanyahu’nun "Güvenlik şeridinden çekilmeyeceğiz" inadı, sadece bir askeri strateji değil; İsrail sağının siyasal ve sınıfsal hayatta kalma refleksidir. Beka Stratejisi: Netanyahu ve onun radikal ortakları (Ben-Gvir, Smotrich), içerideki iktidarlarını ve yargı karşısındaki dokunulmazlıklarını ancak ve ancak kesintisiz bir savaş statüsüyle koruyabiliyorlar. Trump ve Pezeşkiyan’ın Lübnan dahil tüm cephelerde ateşi kalıcı olarak kesmesi, Netanyahu hükümetinin içerideki meşruiyet zeminini bir gecede havaya uçurur. Bu yüzden Trump’a telefonda "Saldırılara devam edeceğiz" diyerek, bizzat ABD başkanının "büyük zafer" imajını sahada sabote etme riskini bile göze alıyorlar. Bu durum, küresel sermaye ile bölgesel militarizm arasındaki o organik bağın nasıl çatırladığını gösteriyor. ABD'nin (Trump'ın) Derdi: Petrolün akması, borsanın rekor kırması ("Motorlarınızı çalıştırın" tweet'i) ve finans kapitalin küresel risk primini düşürmek. Trump için Ortadoğu dosyası kapandı, Versay'da imzalar atıldı, bilanço temizlendi. İsrail'in Derdi: Bölgesel bir devlet olarak, yanı başındaki Hizbullah ve İran gerçeğiyle Amerikan koruması olmadan baş başa kalmak. Netanyahu çok iyi biliyor ki, ABD bölgeden elini eteğini çektiği an, İsrail’in Lübnan’ın güneyinde tek başına bir işgali sürdürmesinin askeri ve ekonomik maliyeti uzun vadede katlanılamaz olacaktır. Bu yüzden "Mücadele bitmedi" diyerek, Washington'ı yeniden sahaya çekmeye, o çözülen zinciri zorla geri bağlamaya çalışıyor. Normal şartlarda yarın (19 Haziran) İsviçre’de bir imza töreni daha bekleniyordu ancak bugünkü Versay ve Tahran imzalarından sonra o masanın akıbetinin belirsizleşmesi, İsrail'in yarattığı bu diplomatik
1000Kitap
Hiç istemediğimiz sessiz bir savaş Hadi ama,insanlar ölmeye devam ediyor -SOS
Müzik
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dışarıdan bakıldığında seküler, yüzü Batı’ya dönük, "Cumhuriyet seçkini" bir sermaye grubu (Koç) ile taşralı, milliyetçi ve muhafazakar bir tabana oynayan bir partinin (MHP) yan yana gelmesi bir tezat gibi görünebilir. Ancak Türkiye’nin iktisat tarihi ve derin devlet mekanizması incelendiğinde, bu durum tam bir "organik ittifak" örneğidir. Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de yükselen sol dalgaya karşı kurulan barikatın iki ana unsuru vardı. Biri parayı ve üretim araçlarını elinde tutan büyük sermaye, diğeri ise sahada ideolojik ve fiziksel mücadeleyi veren milliyetçi-mukaddesatçı hareket. Koç Grubu, Amerikan Ford ve General Electric gibi devlerle ilk stratejik ortaklıkları kurarak Türkiye'de Atlantik eksenli kapitalizmin bayraktarlığını yapıyordu. MHP ve komünizmle mücadele dernekleri ise bu ekonomik düzenin sol bir devrimle yıkılmasını engellemek için devlet eliyle ve CIA (Ruzi Nazar) rüzgarıyla tahkim edilmişti. Dolayısıyla, günün sonunda her iki yapı da aynı küresel ve yerel sistemin bekasını savunuyordu. Bahçeli kendisini partilerden ziyade "devletin asıl sahiplerinin ve hafızasının" bir temsilcisi olarak konumlandırıyor. Türkiye gibi kırılgan ekonomilerde, Koç gibi devasa bir holdingin sembolik olarak bile olsa hırpalanması, yabancı sermaye ve Atlantik blokundaki kredibilite açısından sistemik bir risk olarak görülür. AK Parti tabanı ve medyası bu fıkra krizini popülist bir söylemle köpürtüp "yerli-milli halk / elit bürokrasi" çatışmasına çevirmek isterken; Bahçeli, devletin iktisadi kolonlarından birinin feda edilmesine izin vermeyen o eski Soğuk Savaş refleksiyle (yani devlet aklıyla) siper oldu. Türkiye'de siyaset sahnesinde yıllardır "Kültür Savaşları" (Seküler elitler vs. Muhafazakar halk) üzerinden bir tiyatro oynanır. Ancak işin rengi büyük ihalelere,
1000Kitap
Nöbet Devam Ediyor
Nöbet Devam Ediyor Kale çatlak olabilir. Yılların yükü taşlara işlemiş, duvarlarında izler bırakmış olabilir. Rüzgârlar sert esmiş, yağmurlar dinmeden yağmış olabilir. Ama hâlâ ayaktadır. Çünkü bazı yapılar kusursuz oldukları için değil, vazgeçmedikleri için yıkılmazlar. Bayrak bazen rüzgâr bekleyebilir. Kimi gün gökyüzü sessizdir. Kimi gün insan, içinde taşıdığı gücü bile hissedemez. Yorgunluk omuzlarına çöker. Umut biraz uzaklaşmış gibi gelir. İnsan kendi kendine: "Biraz daha ne kadar yürüyebilirim?" diye sorar. Ama bayrağın tepede oluşu yalnızca dalgalanmasına bağlı değildir. Bazen en büyük direniş, düştüğün yerden inmeyi reddetmektir. Hayat bana birçok şey öğretti. Kaybetmeyi öğretti. Beklemeyi öğretti. Yorulmayı öğretti. Ama vazgeçmeyi öğretemedi. Çünkü bazı insanlar vardır; Yolları uzar. Yükleri ağırlaşır. Hayalleri gecikir. Ama nöbet yerini terk etmezler. Belki bugün istediğim yerde değilim. Belki hayalini kurduğum hayatın tam ortasında da değilim. Ama hâlâ buradayım. Hâlâ yürüyorum.
Duygu ve Düşünce
Geleceğin uçan arabası baykar el cezeri Gözlerimde yaşlar, dinmedi bugün.. Şarkılar dinledim, olmadı bugün.. Aşıkmışım meğer, anladım bugün.. Gönlümün sevdası, zümrüt gözlerin. Halil Köse Zümrüt Gözlerin Saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin değerli üyesi Halil köse bey zümrüt gözlerin adlı şiirinde gözlerinde yaşlar dinmedi bugün diyerek başlıyor sözlerine ve aşık olanın gözlerindeki yaşların dinmeyeceğini belirtiyor evet aşk Allah Teala yolunda ise kıymetli bir mücevher olur bugün Baykar firması prototip proje aşamasındaki Cezeri uçan araba modeli ile millet sevdasını bir kez daha kanıtlıyor Saygıdeğer okuyucular ve halil köse bey aşığın gözleri ne zaman sevdasına kavuşur o zaman zümrüt gibi parlar cezeri projesi ile Türk insanı şarkılar dinlesede bulamadığı morali yeniden bulacak ve hayata yeniden gülümseyecek cezeri ilk kez ismini müslüman alim ismail cezeriden alarak kökünü geçmişe dayandırıyor geçmişin o güzel insanları bugün yine bize ders ve ibret veriyor Azimüşşan Kuraanı kerimin fatiha suresi ile buyurduğu gibi Allahım bizi rahmet edip esirgediklerinin nimet verdiklerinin yoluna ulaştır nimet verilenlerden biride robot teknolojilerinin öncüsü ismail cezeridir mübarek mücadele suresi buyururki Size öğütlenen budur evet Allah Teala yaptıklarımızdan haberdar olandır 2020 yılında teknofestte tanıtılan el cezeri ise ilk önce havacılıktaki kargoculuğu kolaylaştıracak belkide uçan araba olacak Tusaş gökbey yerli savunma sanayi Göğsümde çalan kornalar Ki Ne metruk bir heceyim ne de Külüstür bir araba hiç değil Ama Sürekli kornaya basan isyankâr bir kız saklı içimde BAŞIMA NE GELDİYSE SEVDİM SEVELİ... Gülüm Çamlısoy @gulum-camlisoy Değerli okuyucular es selam aleyküm ve Rahmetullah saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin kıymetli üyesi Gülüm Çamlısoy isyankar bir
Duygu ve Düşünce
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı