Emeğin Onuruna Varanlara Selam Olsun
Bıkmadan, usanmadan başarı için çalışan insanlara derin bir saygı duyuyorum. Çünkü onlar, vücutlarından akan kanı ve teri yalnızca bir yorgunluk belirtisi olarak değil; emeklerinin, iradelerinin ve karakterlerinin bir nişanı olarak görürler. Bu kadar aylaklığın, sorumsuzluğun ve hayata tutunamayan savrukluğun arasında kendine bir amaç belirleyip yılmadan mücadele eden insanlar… İyi ki varsınız. Mevcut durumunuza duyduğunuz memnuniyetsizliği ilerleme tutkusuna dönüştürerek yalnızca kendi hayatınızı değil, bu dünyayı da daha anlamlı ve güzel bir yer hâline getiriyorsunuz. İçinizdeki ilerleme ateşi zaman zaman azalsa da, kimsenin onu söndürmesine izin vermeyin. Ne yaparsanız yapın; bu kadar tüketim odaklı bir toplumda üretmenin, üretken olmanın ve insan olmanın şerefini göstermeye devam edin. Günün sonunda istediğiniz sonuca varamayabilirsiniz; hatta çabalarınız görmezden de gelinebilir. Ama bilin ki mücadele etmenin, vazgeçmemenin ve ayakta kalmanın gururu, sizi yeni engeller karşısında daha güçlü kılacaktır. Çünkü insanı asıl yücelten şey, ulaştığı yerden çok; o yola yürürken gösterdiği sabır, direnç ve onurdur. Selam olsun.
Duygu ve Düşünce
Kalbimin sessiz duası 75..
Allah’ım… Bugün Cuma… Kalplerin biraz daha yumuşadığı, duaların gökyüzüne biraz daha umutla yükseldiği, insanın içini tarif edemediği bir huzurun sardığı mübarek bir gün… Ben de bugün sana sadece kelimelerle değil, bütün kırılmışlıklarımla, bütün umutlarımla, bütün sessizliğimle geldim Rabbim. Bu güzel günün hürmetine… İçimizde taşıdığımız bütün yükleri hafiflet Allah’ım. Uzun zamandır sustuğumuz şeyleri, geceleri içimize çöken düşünceleri, kimseye anlatamadığımız yorgunlukları Sen biliyorsun. Ne olur… Kalbimize ferahlık indir. Rabbim… Bugün öyle bir huzur ver ki; içimiz ilk defa gerçekten dinlensin. Sürekli güçlü görünmeye çalışan tarafımız yoruldu artık. Herkese iyi gelmeye çalışırken kendini ihmal eden kalpler yoruldu. Sessizce mücadele eden insanlar yoruldu Allah’ım… Sen kimsenin görmediği savaşları görüyorsun. Bu yüzden bugün, içten içe savaş veren herkese kolaylık ver Rabbim. Gözyaşını içine akıtanlara sabır… Yorulup da belli etmeyenlere güç… Hayata tutunmaya çalışanlara umut ver.
Duygular
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Watsap durumda şöyle birşey okudum "Belki sana hakkıyla ibadet edemiyorum ama vallahi direniyor, nefsimle savaşıyorum.Yardım et bana, Allah'ım." Nedense bu dua bana iddialı geldi.Mütevazı bir üslupla söylenmesi kulluk edebine daha uygundur. "Allah'ım, Sana hakkıyla ibadet edemediğimi biliyorum. Nefsimle mücadele etmeye çalışıyorum, fakat gücüm ancak Senin yardımınladır. Bana yardım et, beni nefsimin eline bırakma." Veya: "Allah'ım, kusurlarım çoktur. Sana layık bir kul olamıyorum. Beni nefsime karşı muzaffer kıl ve kulluğumu güzelleştir." Tasavvuf büyükleri, amellerine güvenmekten çekinmişlerdir. Mücadele etseler bile "Ben savaşıyorum" demekten ziyade "Savaşmaya çalışıyorum, muvaffak eden Sensin" demeyi tercih etmişlerdir. Çünkü nefisle mücadelede başarı da gayret de nihayetinde Allah'ın tevfikiyle olur.
Kendini Bulmanın Uzun Yolu
İnsan, hayatı boyunca birçok şey arar. Mutluluğu, sevgiyi, başarıyı, aklına gelebilecek her şeyi ait olduğu yeri bile. Fakat en zor arayış, belki de insanın kendi özünü bulma çabasıdır. Çünkü insan bazen kalabalıkların içinde kaybolur, bazen başkalarının beklentileri arasında kendi sesini duyamaz hale gelir. Çocukken kim olduğumuzu pek düşünmeyiz. Büyüdükçe üzerimize yüklenen roller, sorumluluklar ve hayaller arasında yaşamaya başlarız. Bir noktadan sonra aynaya baktığımızda gördüğümüz kişiyle içimizdeki kişi birbirinden uzaklaşabilir. İşte o zaman başlar insanın kendine dönüş yolculuğu. O büyümüş lük hissiyatını anladıktan sonra işler değişiyor Bu yolculuk kolay değildir. Kimi zaman yanlış insanlara inanırız, kimi zaman yanlış yollara saparız. Hayal kırıklıkları yaşar, kırılır, yorulur ve hatta vazgeçmek isteriz. Fakat her yara bize bir şey öğretir. Her kayıp, gerçekte neye değer verdiğimizi gösterir. İnsan bazen en karanlık dönemlerinde kendisiyle tanışır. Kendini keşfeder onu ömür boyu mutlu edecek bir arayışın içine sokar Kendi özünü bulmak; kusurlarını kabul etmek, korkularınla yüzleşmek ve başkalarının çizdiği hayatı değil, kendi seçtiğin hayatı yaşamaya cesaret etmektir. Bu cesaret zaman ister, sabır ister. Ama sonunda insan, dışarıda aradığı huzurun aslında içinde saklı olduğunu fark eder. Ve o gün geldiğinde hayat birdenbire mükemmel olmaz. Sorunlar yine vardır, yollar yine engebelidir. Fakat insan artık kendini tanıyordur. Nereden geldiğini, ne istediğini ve ne uğruna mücadele edeceğini bilir. İşte gerçek refah da burada başlar; maddi zenginlikte değil, insanın kendi ruhuyla barışabilmesinde. Aslında bu başarı birazda kendine olan inancın ve sevginden dolayıdır . Başkalarının gözünde hep eksik ya da fazla görünebiliriz. Ama insan kendi içine dönüp kendini
Duygu ve Düşünce
Kaplumbağaya sormuşlar: “Karşı köye ne kadar zamanda gidersin?” O da başlamış hesap yapmaya… Yağmuru hesap etmiş. Çamuru hesap etmiş. Rüzgârı, yokuşu, inişi hesap etmiş. Tedbirini almış. Temkinli davranmış. Kendi hızını da bilmiş. “Üç günlük yol, ama ben altı günde giderim” demiş. Aradan altı gün geçmiş… Kaplumbağa hâlâ varamamış. Bulduklarında sebep doğada değilmiş. Yolda değilmiş. Mesafede hiç değilmiş. “Ne zaman hızlanmaya çalışsam” demiş, “beni tutup ters çevirdiler…” İşte tam burada mesele artık bir hayvan hikâyesi olmaktan çıkıyor. Bir toplum fotoğrafına dönüşüyor. Çünkü, bugün Türkiye’de birçok insanın hikâyesi tam olarak budur. Çalışanı yoran iş değildir yalnızca…
Fatih ve fetih ruhunu kuşanmak
Fetih ruhu, milletleri ayakta tutan en büyük manevi kuvvetlerden biridir. İslam medeniyetinde bu ruh, birlik, kardeşlik ve Allah rızası için mücadele etme şuuruyla nesilden nesile taşınmıştır. Tarih boyunca milletimize güç veren de işte bu ortak inanç ve beraberlik duygusu olmuştur. Mehmet Akif’in dediği gibi: “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez; Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.” İnsanlık tarihine baktığımızda bazı zaferler vardır ki yalnızca şehirleri değil, çağları değiştirir. İstanbul’un fethi işte böylesine büyük bir hadisedir. Çünkü İstanbul’un fethi, kuru bir askerî başarı değil, imanla yoğrulmuş bir medeniyet tasavvurunun tarihe mühür vurmasıdır. Bir sabah yalnızca Bizans surları yıkılmadı. Aynı zamanda karanlık bir çağ kapandı, yeni bir çağ açıldı. Ancak bu büyük zaferin asıl manası topların gürültüsünde değil, Fatih Sultan Mehmed Han’ın gönlünde taşıdığı fetih ruhundadır. Zira fetih, sadece bir toprağı almak değildir. Fetih, insan ile hakikat arasındaki engelleri kaldırmaktır. Gönülleri adaletle buluşturmaktır. İnsanı zulmün karanlığından çıkarıp merhametin aydınlığına taşımaktır. Bu sebeple İslam medeniyetinde fetih kelimesi ile işgal kelimesi hiçbir zaman aynı anlamı taşımamıştır. Nitekim tarihte nice hükümdarlar büyük ordularla şehirler ele geçirmiştir. Fakat hiçbiri “Fatih” unvanıyla anılmamıştır. Çünkü kan dökerek hükmetmek başka, gönüller fethederek medeniyet kurmak başkadır. Atilla’nın, Cengiz’in, Hulâgû’nun seferleri korku bırakırken, Fatih’in İstanbul’u, insanlığa umut bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmed’i “Fatih” yapan şey yalnızca İstanbul’u alması değil, İstanbul’a bir ruh vermesidir. yazının tamamını okumak için ankaraedebiyat.com.tr/fatih-ve-fetih-...
Duygu ve Düşünce