Genel akaid kuralına göre; kıyamet kopmadan, mahşer kurulmadan ve hesap verilmeden hiç kimse ebedi ödül yurdu olan Cennet’e (Dârü'l-Karâr) girmeyecektir. Ancak Hz. İdris (a.s.) söz konusu olduğunda, İslam kaynaklarında ve tefsirlerde bu durumun nasıl açıklandığına dair birkaç temel yaklaşım ve ilahi istisna mevcuttur. Bu inancın temel dayanaklarından biri Meryem Suresi 57. ayettir: "Biz onu yüce bir mekâna (makama) yükselttik." (Meryem, 19:57) Bu ayette geçen "yüce mekân" (mekânen aliyyâ) ifadesi müfessirler (Kur'an yorumcuları) tarafından iki şekilde yorumlanmıştır. Bazı âlimlere göre bu yükseltilme fiziki bir göğe veya cennete çıkarılma değil; peygamberlik rütbesi, ilim ve ahlak bakımından yüksek bir dereceye ulaştırılmasıdır. Diğer bir kısım âlim ise bunu Hz. İsa’nın göğe yükseltilmesi gibi fiziki bir yükselme olarak kabul eder. Hz. Muhammed (s.a.v.), Miraç gecesinde peygamberlerle karşılaştığı anları anlatırken Hz. İdris’i cennette değil, semanın 4. katında gördüğünü belirtmiştir. Yani Hz. İdris’in şu an bulunduğu yer, mahşerden sonra müminlerin gireceği ebedi cennetten ziyade, semavi bir makam veya berzah aleminin (ruhlar aleminin) yüksek bir tabakası olarak kabul edilir. Dolayısıyla teknik olarak genel hesap nizamı bozulmamıştır; o, kendi makamında kıyameti beklemektedir. Bazı tefsir kitaplarında ve halk arasında yaygın olan bir kıssaya göre; Hz. İdris, Ölüm Meleği (Azrail) ile dostluk kurmuş, önce ölümü tadıp sonra dirilmiş, ardından cehennemi ve cenneti görmek istemiştir. Cennete girdikten sonra ise Kur'an'daki "Oradan hiç çıkarılmayacaklar" ayetine dayanarak cennetten çıkmak istememiş ve orada bırakılmıştır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İslam âlimlerinin (özellikle İbn Kesir gibi büyük muhakkiklerin) büyük çoğunluğu bu tarz detaylı hikayeleri