Her hikaye bir parça acizlik ve bir parça mucize barındırır. Hikayeleri değerli kılan da bu ikisinin aynı anda yaşanmasıdır.
Alıntı
Hayatın kendisi aslında bir mucize ama bunu algılarımız, duyuşumuz açıldığı zaman; duyarlılıklarımız açıldığı zaman, kalp gözüyle bakmayı öğrendiğimiz zaman fark ediyoruz. Hakikatle bağ kurmaya koyulduğunuzda başka bir akım başlıyor, başka bir boyut açılıyor önünüze… İç yaşantı itibari ile bir cennet sefası başlıyor…
Sayfa 170·Kitabı okuyor
Reklam
Asıl sanatkâr bir büyücü, bir şarlatan, bir gözbağcı değil, kendi varlığı bizzat bir mucize olan bir velidir. Ruhumuzun sükûn ve iştiyaklarını onun maddî vasıtalarla gizlediği şeylerin ilerisinde, kendisinin baş döndürücü varlığının içinde, başkayı, yabancıyı unutarak dinlendiririz. Orada gösterişten uzak, taklitten sıyrılmış, görenekten, alelâdelikten ayrılmış kendi hakikî ve yüksek varlığımızı buluruz.
Bahçıvanlık ve ölüm. Sanırım bahçıvanlığı temelde ölüme karşı bir duruş olarak kabul edebiliriz. Bahçeye her zaman bir şeyler gömersin ve bir süre sonra mucizenin gerçekleşmesini, filizlenmesini, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri olan, ektiğin tohumdan farklı, yeşil ve narin bir şeye dönüşmesini beklersin; farklı olmasını ama aynı anda onun tekrarlamasını, aynı şey, etinden et olmasını da beklersin (dil genelde hayvanlar âlemine ait metaforlarla düşünür). Diriliş fikrinin botanikten doğan bir fikir olduğunu düşünüyorum. Alegorinin somut kısmı buradan geliyor, çıkış noktası burası. Ölümsüzlük de bir botanik kavramıdır. Evrimin daha ilkel bir aşaması olarak gördüğümüz tüm bitkiler aslında bizim bildiklerimizden bir mucize fazlasını bilir, içlerinde bizden bir süper güç fazlasını taşırlar. Onlar yeniden hayata dönebilecek şekilde ölmeyi bilir.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Hz. Musa’nın mucizesi karşısında sihirbazların Musa’nın rabbine iman etmeleri, bir yandan firavuna diğer yandan ise Mısır tanrılarına karşı işlenmiş ağır bir suçu ifade etmiş olmalıdır. Kur’an ifadesine göre “Musa’nın rabbine iman eden” sihirbazlar hem firavuna hem de Mısır tanrılarına karşı en büyük suçu işlemiş olduklarından en ağır cezaya çarptırılıp el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesine hükmedilmiştir.Kur’an’da bahsedilen sihirbazların imanı, Hz. Musa’nın çağrısının onları da muhatap aldığını göstermektedir. Esasen Hz. Musa’nın firavunun huzurunda dile getirdiği bütün sözler firavuna yönelik ilahi bir kurtuluş çağrısıdır.Nitekim Hz. Musa’nın firavuna “Arınmayı ve seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın” (Nâzi‘ât, 79/18-19) davetini içeren ayet burada hatırlanmalıdır.Dolayısıyla Kadim Mısır mitolojisinin tanrılarına bağlı olan sihirbazların Hz. Musa’nın ilahi çağrısına muhatap oldukları için şahit oldukları mucize karşısında Hz. Musa’nın rabbine iman etmeleri mümkün olmuştur. Kur’an’da bahsedilen sihirbazların imanı ve uğradıkları ceza konusunda Yahudi kutsal metni Tevrat’ta herhangi bir kayıt yoktur. Tevrat anlatısında yer almayan bu önemli vurgu, aksi halde sihirbazların “âlemlerin rabbine” değil “İbranilerin rabbine” iman etme durumunu doğuracaktı.Bu çerçevede Hz. Musa’nın ilahi tebliğinin sadece İsrailoğullarını değil, firavun başta olmak üzere bütün Mısır halkını da muhatap aldığını söylemek mümkündür. Zira firavunun sihirbazlarının gerçeği fark edip Hz. Musa’nın rabbine iman etmeleri, onun çağrısının evrensel olduğunu göstermektedir.
Din
Medeniyetinizin yarattığı mucize bu mu? Aşkı bayağı bir iş haline getirmişsiniz. ~ BARNAVE
Sayfa 465 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam