Muhittin ÇİFTÇİ

Muhittin ÇİFTÇİ
Adanalı, yazar, çizer, hakem
Maliyeci
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi
ANKARA
Adana
84 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı
İçsel Direnişin ve Güvencesiz Hayatların Şairanesi
Çağdaş Türk edebiyatının en derinlikli ve kendine özgü seslerinden biri olan Sibel K. Türker, eserleriyle okuru sadece olay örgüleriyle değil, yarattığı ruhsal atmosfer ve dilin incelikli kullanımıyla da sarsar. Onun yazını, modern bireyin –özellikle de modern kadının– iç dünyasındaki fırtınaları, toplumsalın dayattığı gerçekliklerle çarpışmasını, zarif ama bir o kadar da sert bir dille anlatır. 2024 yılında yayımlanan ve 2025 Duygu Asena Roman Ödülü’ne layık görülen Cennette Gibiyim ise, Türker’in bu edebî kimliğini ve yazın dünyamıza yaptığı katkıları özetleyen bir başyapıt niteliğindedir. “Cennette Gibiyim”: İsminin İronisinde Saklı Bir Hayatta Kalma Mücadelesi Cennette Gibiyim, başlı başına bir ironi ve iç hesaplaşmanın kapısını aralar. Bu ifade, romanın anlatıcısı ve başkarakteri Temenni’nin, korkunç bir gerçekliğin üzerini örtmek için kullandığı bir avunma, bir tür kendini kandırma çabasıdır. Temenni, annesini öldüren babasının afla hapisten çıkması ve annesi gibi kendisini de öldürme ihtimaliyle yaşayan bir kadındır. Bu psikolojik gerilim, onu sürekli bir tetikte olma, “güvencesiz” bir hayat sürme hâline mahkûm eder. Türker, bu bireysel trajediyi anlatırken aslında çok daha büyük bir toplumsal yaraya parmak basar: “kadınlara düşman bir memlekette bir kadın olarak yaşamanın” yarattığı varoluşsal güvencesizlik. Temenni’nin korkusu, yalnızca babasına özgü değildir; üçüncü sayfa haberlerinden, gece yarısı sokaklarından, erkek egemen tarih yazımından beslenen kolektif bir korkunun tecessüm etmiş hâlidir. Ancak Türker, bu trajik durumu bir mağduriyet anlatısına dönüştürmez. Aksine, romanı bir içsel direniş ve hayata tutunma alanı olarak kurgular. Temenni’nin “yaşamak” temennisi, pasif bir dilek değil, aktif bir mücadeleye dönüşür. Yazarın da ifade ettiği gibi,
1000Kitap
Reklam
3. BÖLÜM YANA
"... Artık Baba ölüyordu ve yana mutfakta oturmuş sandviçlerini yiyordu. Daha sonra gidip kanepeye uzandı, kalbinin göğsünde hızla, gümbür gümbür attığını hissetti. ..."
Sayfa 39 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
Hafızanın Labirentinde Bir Yolculuk: Malma İstasyonu
8/10
·256 syf.··
2025 42. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2025 21:53
Alex Schulman, "Malma İstasyonu" ile okuru, belleğin sisli koridorlarında unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor. Roman, bir aile trajedisinin parçalarını, geri dönüşler ve itiraflarla bir yapbozun parçaları gibi bir araya getiriyor. Merkezinde, çocukluklarının yazlık evi olan Malma İstasyonu'na üç kardeşi bir araya getiren bir cenaze bulunuyor. Schulman'ın ustalığı, zamanı doğrusal bir çizgide ilerletmekten kaçınarak, geçmiş ve şimdi arasında kurduğu gerilimde yatıyor. Okur, kardeşlerin çocukluk anılarının masumiyeti ile yetişkinliklerindeki yıkıcı sırlar ve suçluluk duygusu arasında gidip geliyor. Anlatı, bir yandan aile içi şiddet, ihmal ve kırılgan ilişkilerin sert gerçekliğini resmederken, diğer yandan affedilme ve kurtuluş umudunu da içtenlikle taşıyor. Dilin yalın ama bir o kadar da imgelerle dolu olduğu bu roman, sadece bir aile hikayesi değil, aynı zamanda geçmişimizle nasıl yüzleştiğimize ve onu nasıl taşıdığımıza dair evrensel bir sorgulama. Schulman, belleğin güvenilmez doğasını bir anlatı tekniği olarak kullanarak, her okurun kendi hafızasıyla bir hesaplaşmaya girmesine olanak tanıyor. Malma İstasyonu, edebiyatın iyi yaptığı şeyi yapıyor: Sarsıyor, düşündürüyor ve en önemlisi, insan olmanın karmaşık gerçekliğiyle yüzleşmemizi sağlıyor. Bu, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir edebi deneyim. Malma İstasyonu
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,4bin okunma

Muhittin ÇİFTÇİ

, bir kitap okudu
8/10
·256 syf.··
9 saatte okudu
·
2025 42. kitabı
Alex Schulman
8.3/10 · 5,4bin okunma
Acılar Geliyor
Acılar Geliyor Bir omzuna bir çocuğu oturtmuş acılar geliyor ilk bakışta bir erkek –Kime baksak ilk bakışta bir erkektir zaten. Elindeki elmas göğsündekinden büyük bir kadın o fakat. Sarmaşık desem değil –hem sıradan çalı ama çiçekli desem yakıştıramam ayrık desem konduramam yeşil rengiyle bana kendini bildirdi, acılar geliyor. Acıları yuyup yıkadıkça kirlendi ellerimiz unuttuklarımız nasıl da arttı acıları unuttukça bize insan dedirtmemeye yetti unuttuklarımız. Bileğinden kopuk bir el dolaştı omuzlarda kuyruk sokumundan kuyruklar uzadı baldırlardan aşağı inceldi, çarpıldı geri kalan unuttuk acıları –Saçları yıkamak neye yaradı? Bütün renkler alınca yerini gökkuşağı olacak siyah olmadan ardımızda manasızız, diyecekler. Tiksindirici tüm devinimler, ilkel günler için acılar gelmeli, diyecek toprak. Ne yana eğilirse boynumuz aksine gülümser görünecek yoksa –Gelsin acılar. Acılar geliyor. Binlerce yıldır tadı bulanmayan tek aşk hazırlayıcısı adı anılmak istenmez ama odur adları andıran kan kandır şimdi etin içinden sızmıştır nasıl da sabırsızmış meğer –Akmaya hücum etmiştir. Şiir nedir işte şimdi bileceğiz su kandıracak –uyku da öyle
Şiir