hayatının kalanı boyunca özneleri değiştire değiştire bu soruyu defalarca soracak Fidan. her defasında böyle inanamayarak. Ama bu ilk. sonraları görecek ki ne hayat böyle olsun istemişti ne diğerleri. kimse kimseye çok da bilerek zarar vermiyor. herkes ilkin kendini düşünüyor sadece. ve sonra bir tür can havliyle birbirinin onun üzerine basıyor, birbirinin omuzlarında yükselmeye çalışıyor. En çok da kendisine yardım etmeye çalışanların, en yakınlarının…niyeyse kimsenin aklına el el tutuşup denizden birlikte çıkmak gelmiyor. bunu daha çok kereler görecek Fidan. ama henüz bilmiyor.”
“koskoca profesörler söylüyor; insan ruhu için en kahredici ceza görmezden gelinmekmiş. kişi, her türlü işkenceye dayanabilirmiş de, yok sayılmaya, varlığının öteki tarafından tasdik edilip onaylanmamasına katlanamazmış. katlanamadım.”
“anlamak dünyanın en feci şeyiymiş. anlamanın dünyanın en feci şeyi olduğunu da o zaman anladım. kalbim minik parçalara ayrılıverdi.
o gün kuşa bakarken, iki şeyi aynı anda kaybettiğimi hissettim. hem ablamı hem de birine katıksız güvenebilmenin ferahlığını. ilkini ablamın ilk ziyaretinde kazanacaktım, ama ikincisi hep öyle kayıp kalacaktı.”
Nermin Yıldırım’ın kalemine bayıldım. Bu kitap birçok kısa hikayeden oluşuyor. Hepsi de ayrı ayrı çok güzeller. İçtenlerdi bir kere. İlla ki hikayenin içine girince kendinizden bir şey buluyorsunuz. çok beğendim cidden.