Yaşamak kolayına zaman geçirmek değildir. Yokluğu varlığın merkezine taşıyarak, varlık anında yokluğun nefesini ensemizde hissederek. Uğruna çile çekilmiş hiçbir hakikat yoktur ki insanın ruhunda bir mücevher gibi ışıldamasın.
İnancı, asık suratlı insanların inhisarından kurtarmak gerek, inanmak insanın içini sevinçle doldurur ve o sevinç insan ilişkilerinden içinde yaşadığımız dünyaya dek, dokunduğu her yeri onarır, güzelleştirir.
Düşledik, umduk, arzuladık. Hayal ettik. Sonra gerçeğin duvarına tosladık ve dış dünyanın hakikatinin içimizin hakikatine denk düşmediğini acıyla fark ettik. Ürperdik. Oysa içimizde kıpırdanıp duran bir şeyleri varlığa çıkarmak dünya gözüyle seyretmek istiyorduk.
Hayat boyunca türlü hayal kırıklıkları ve kayıplarla yüzleşiriz. Hayatı sadece pozitif duyguları görüp yaşayacağımız, acısız bir piknik olarak tasavvur edemeyiz. Böyle bir tasavvur pek çok hayal kırıklığını da peşinde taşıyacaktır.
Dünya beni acıtacak kadar büyükmüş, demek için
Küçük yalnızlığını dünyaya bağışlayan,
Bakışları kalplere kurulmuş aynalarda
Herkes öyle yalnız ki yalnızlığı bilen yok
Ve insanın insana uzun cehenneminde
Kendi yüzüne bakacak kadar güzel değil hiç kimse