Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep. Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde. Sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o sürekli yaz ikindisine. Gökkuşağının altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kâküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti. Ağzımdaki meneviş sendin insanlara şürler okurken. Bütün öksüzlerin kederiyle baktım yüzüne, ne zaman geleceği düşündüysem. Bir haksızlığı haykıran herkese senin soluğunu verdim. Bütün hapislerin penceresi yaptım seni. Sonra tuttum kenar mahallelerin yalnızlığını gösterdim, bir özür, bir bağışlanma umuduyla.
Kirpiklerinin ömrüme açtığı yolda yaptım bütün kavgaları-mı. Söze inandım, gövdene ondan çok. Dönüp dönüp sana geldikçe anladım özgürlüğün aşk olduğunu. Alışkanlıklara yenilmedim ben, seni bir alışkanlığa dönüştürmek istemedim yalnızca.
Sinan Akyüz’ün Elveda Aşk, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen, tarihi ve romantik bir romandır. Romanın merkezinde İstanbul sultanîsinde okuyan gençler ve onların hayatları vardır. Hikâye, Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamalarıyla başlasa da esas anlatım 1914 yılında, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesiyle devam eder.
Ana karakterler Yusuf, Süreyya, Feyzi, Güzide ve Mehpare gibi lise öğrencileridir. Onlar daha genç yaşta hem ilk aşklarını yaşar, hem de savaşın gölgesinde büyük sorumluluklarla yüzleşirler. Süreyya ve Güzide’nin aşkı, Yusuf ile Mehpare’nin hikayesi gibi farklı duygusal çizgiler, savaşın gelişimiyle iç içe geçer.
Savaşın etkisiyle, gençlerden bazıları gönüllü olarak cepheye gider ve bu fedakârlık acı kayıplarla sonuçlanır. Sonunda savaş, gençlerin hayatını derinden değiştirir; aşklarının ve hayallerinin bir kısmı “elveda”larla şekillenir.