Sana yorulmayan atlar biriktiriyorum en içimde, alacası dışına vurur ikindi vakitlerinde. Bu bozuk bozkır havası bozulmuşsa şimdi, kırılmışsa merhametsizlik dedikleri putun deliliği; işte yani tam şimdi, beni çok sevsene Sevgilim, çok seviyorsan daha çok... Daha çok sevgine ihtiyacım var. Yeterince sevmezsen beni, alıp götürecekler dilsizliğimi çığlıkların ortasına. Ve biliyorum vuracaklar atlarımı kimseyle yarışmıyorlar diye.
Sabaha karşı 4:20 ve ben başka bir şehirdeyim. Muhtemel uyuyorsun, saçların dalgalanmış yastığına. Deniz yansıması dört yanın. Hiç ezber edilmemiş saklı gizli bu halin senin; ben acayip uykusuz. Alnından kutsal ışıklar süzüyorum şu saatte bile dağ başı patikalara. Umut etmek güzel ve yol müthiş bir umutla dümdüz akan bir şeydir Sevgilim, ırmaklara selam!
Belki de ezel tanışıklığı dedikleri böyle bir şeydir; insan insanı ruhundan tanır ve bütün ruhlar aynı yaştadır. İnsan aradığını bulur, bulduğunu kaybeder ve kaybettiģini arar. Bir şeyi anlatmak için başka bir şey söyler bazen; taze duran yaralar için geçerlidir bu üslup. Benim kadar güzel sevemedin. Sevgilim ama benden çok daha güzel anlattın sevdiğini.
Biz kimseyi hikâyemizin can çekişen kuşlardan alıntılandığına ikna edemezdik zaten. Vurulmayı meşrulaştırmak adına kullanıyorlar inandığımız ne varsa. Sonu geliyor, sonu... Ve sonunda elimde boynu bükük bir lale kalıyor, hani rüzgâr esse incinir. Konuşamadığıma aldanma.