Anlatış tarzı akademik olmamakla birlikte ve anlatılan bazı konular tartışmalı olsa da, ciddiye alınması gereken bir kaynak.
Kitaptan;
Anadolu’daki Alevilik; büyük bir milletin kendi kimliğini korumak ve geleceğe aktarmak için verdiği ideolojik ve kültürel mücadelenin yarattığı bir model oldu. Osmanlı tarihinin yeniden ve doğru olarak yorumlanması sonucunda; devlet tarafından hedef alınan kitlelerin Türkler olduğu görülecektir. Türkleri de temsil eden Aleviler; eski deyişle Kızılbaş Türkmenler oldular.
Bu yüzden de İstanbul yönetimi ve onun çarkını çevirenler; Türk’ün katledilmesi yolunda görüş bildirdiler. Önceden de aktardığımız üzere, daha 1492’de; Topkapı Sarayı’nda genel sekreter olan Hafız Hamdi Çelebi (Kadimi) şöyle diyordu: “Ey Kadimi; Türk’e hiç olma yakın / Sözleri inciden bile güzel olsa / Sakın olma Türk’e yakın, asla / Başını kes, kanını dök hiç üzülme / Baban bile olsa Türk’ü öldür.”
Şeyhülislamlar da Allah adına karar verip, “Kızılbaş öldüren cennete gider!” diyerek katliama yol verdiler. Yetmedi; “Kızılbaşlar, mumsöndü yaparlar; kestikleri yenmez!” biçiminde iftiralar uyduruldu. Türk milletinin geleneğini-göreneğini, dilini, sanatını, yaşam tarzını yaşatan kitleler “yasadışı, kötü, haksız, pis, sapkın” ilan edildiler. Türk adı altında Kızılbaşlar (Aleviler); Kızılbaş adı altında Türkler; yok edilmesi gereken yığınlar olarak damgalandılar.Onlar; bunca baskıya kırımlara karşın kimliklerinden dönmediler. Ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan “kültür”ü geçmişten bugünlere getirdiler.Bu yüzden; hem dayanışmacı, eşitlikçi, halkçı yapılarıyla sosyalist oldular; hem de millî kimliğin en saf ve en kararlı taşıyıcıları olarak gerçek milliyetçi oldular.
İslam’ı da şekle göre değil; doğuş özüne uygun olarak yaşadıkları için de kendilerini mümin saydılar.